Konulara Göz At
100 Yılın Verisi
Aile ve Sosyal Gruplar
Bilim, Araştırma ve İletişim
Eğitim
Ekonomi ve Finans
Filistin
Göç
Hukuk ve Suç
İş ve Çalışma Yaşamı
Nüfus
Refah ve Eşitsizlik
Sağlık
Şehir
Sivil Toplum ve Yönetim
Yaşam ve Kültür
Artan Kent Nüfusu: Şehirleşme
Şehirler ve Şehirleşme

Artan Kent Nüfusu: Şehirleşme

· 27 Mart 2022 · 5 dk okuma

Türkiye toplumunda bilhassa genç nüfus için giderek daha yaygın bir örüntü haline gelen kırdan kente göçün uzun vadeli ortaya çıkardığı kayda değer sonuçlardan biri ciddi hızda artan kent nüfusudur. 2020’de yüzde 76 ile toplam nüfusun dörtte üçünden fazlasına tekabül eden kentsel nüfus, son elli senedir devamlı olarak hızla yükselmektedir. Böyle bir tabloya bakınca akla gelen ilk soru; Türkiye kentlerinin bu yoğunlukta bir insan kaynağını değerlendirebilecek altyapı ve olanaklara sahip olup olmadığıdır. Aynı zamanda, azalan kırsal nüfusun, kent öncelikli yönetim hiyerarşisi içerisinde ikinci plana alınması sonucu bu bölgelerde kaynak, imkân ve hizmetlere erişimin sekteye uğraması da potansiyel bir risk olarak ele alınabilir. Bu bağlamda temel hıfzıssıhha ve içme suyu hizmetlerine erişebilme oranları, bireylerin yaşam kalitelerine dair başlangıç düzeyinde veriler sunmaktadır. Veriler incelendiğinde bahsedilen hizmetlerden faydalanabilen nüfus oranının bilhassa 2014 senesinden itibaren düzenli artış gösterdiği ve neredeyse yüzde 100’e çıktığı göze çarpmaktadır. 2020 yılında Türkiye için sırayla yüzde 99 ve yüzde 97 olarak tespit edilen temel hıfzıssıhha ve içme suyu hizmetlerine erişebilen nüfus oranı, dünya ortalamasının oldukça üzerindedir. Sanitasyon ve içme suyu gibi temel insanî gereksinimlerin tesisinin nüfusun tamamını kapsar derecede yaygınlığı toplum sağlığı ve esenliği açısından pozitif bir gelişme olarak addedilebilir. 

Kentsel Nüfusun ve Gecekonduda Yaşayan Nüfusun Toplam Nüfusa Oranı (1960-2020)

 

Hızlı kentleşme ve sanayileşmenin bilhassa şehir planlama ve kamusal alan organizasyonu üzerinde belirgin ve geniş çaplı etkileri bulunmaktadır. 1980’lerde özellikle kırsaldan İstanbul’a yaşanan yoğun göç dalgaları, ‘şehirli’ pratiklere yabancı göçmenlerin hem sosyokültürel hem ekonomik anlamda kentte kendilerini konumlandırmakta zorlanmalarıyla bir yerleşim ve iskân krizini beraberinde getirmiştir. Kenar mahalle addedilen semtlerde gecekondu tipi kaçak yapılaşmaların önemli oranda artması da esasen böyle bir toplumsal bağlamda meydana gelmiştir. En başta dönemin siyasetçilerinin palazlanmasına göz yumdukları gecekondulaşma, akabinde popülist bir söylem ve oy kaygısıyla resmen tanınır hale gelmeye de başlamıştır. Yalnızca kaçak yapılaşmanın değil; şehrin diğer alanlarından mekânsal, kültürel ve hatta sosyal anlamda ayrışmanın merkezi haline gelen gecekondu mahalleleri, kent dokusu ve örgütlenmesini dönüştüren başlıca bileşenlerden biri haline gelmiştir. Bunun yanı sıra, 1990’larda Türkiye’deki kentli nüfusun neredeyse dörtte birini oluşturan gecekondu yerleşimcilerinin sayısı 1990’dan 2016’ya devamlı azalarak yüzde 8,1’e kadar gerilemiştir. Ayrıca, 2018 yılında gecekondu nüfusunda 2016’ya kıyasla 0,5 puanlık bir artış gözlenmiş ve gecekonduda yaşayanların toplam kentsel nüfusun yüzde 8,6’sını oluşturduğu tespit edilmiştir. Son yıllardaki bu genel azalış trendinde sayıları iyice artan ve gecekondu mahallelerini dönüştürmeyi misyon edinen kentsel dönüşüm ve toplu konut projelerinin rolü olduğu söylenebilir. Bu bağlamda bahsedilen projeler rant için araçsallaştırıldıkları ve süreçte mahalleliden ziyade müteahhit veya başka aracıların menfaatlerinin öncelendiği gerekçeleriyle kimi araştırmacılar tarafından eleştirel biçimde ele alınmaktadır. Bu noktada tartışmaların merkezine yerleşen argüman; projelerin köklü bir çözüm sağlamaktan çok yalnızca problemin biçimini değiştirdiğidir. Nihayetinde, gecekondu nüfusunun sosyal dışlanma ve yoksulluk riskiyle karşı karşıya olmaları bir yana; bu bölgelerin şehirle bütünleşemedikleri için fiziksel açıdan da birçok problemi barındıran alanlar olduğu gerçeği karşımıza çıkmaktadır. 

Temel Sanitasyon ve İçme Suyu Hizmetlerini Kullanabilen Nüfusun Oranı (2010-2020)

 

Orantısız büyümeyle nüfus yoğunluğu ve sanayileşme kapasitesi artan İstanbul gibi metropollerde baş gösteren ana sorunlardan biri de hava kirliliğidir. PM2,5 şeklinde isimlendirilen ve solunum yollarına ciddi nüfuz edebilen, insan sağlığı için oldukça tehlikeli ‘ince partiküllere’ ortalama maruz kalma düzeyi ülkenin hava kirliliği hakkında bilgi vermektedir. Dünya Bankası’nın 2010-2017 verilerinden yola çıkarak oluşturulan şekle göre Türkiye’de bu düzey seneden seneye iniş çıkış göstermesine rağmen genel anlamda yüzde 40’larda seyretmektedir. Birçok Avrupa ülkesinde bahsedilen maruz kalma düzeyinin yüzde 10’larda tespit edildiği hesaba katılırsa Türkiye’de ortalama hava kirliliği oranının epey fazla bir noktada durduğu söylenebilir. Ülkemizdeki hava kirliliğinin gelişmiş ülkelere kıyasla neredeyse 4 kat daha fazla olduğuna işaret eden bu veriler, toplum sağlığı için ciddi bir tehdit olarak dikkat çekmektedir. 

PM2.5 Hava Kirliliği, Ortalama Yıllık Maruz Kalma Düzeyleri (2010-2017)

 

Bu analizi paylaş