Klasik kamu maliye yaklaşımlarına göre yalnızca arızi durumlarda başvurulan kamu borcu, birçok gelişmekte olan ülkede yetersiz kaynaklar nedeniyle olağan bir durum haline gelmiştir. Türkiye ekonomisi için de durum farklı değildir. 1990’lı yıllarda hızı artan kamu finansman açığı, iç ve dış borç yoluyla kapatılmıştır. Üretken olmayan alanlarda kullanılan bu kaynaklar ise faiz yüküyle birlikte birikerek yeni borçlanma ihtiyacı doğurmuş ve hanehalkları üzerinde mali baskıya dönüşmüştür. Birçok gelişmekte olan ülkede konjonktürel dalgalar şeklinde borç krizlerinin olduğu görülmektedir.
Şekillere bakıldığında Türkiye ekonomisinde hem özel sektörün hem de kamunun dış borcunun giderek arttığı ve özel sektör borcunun kamu borcunun her yıl neredeyse iki katı olarak gerçekleştiği görülmektedir. Artan borçlanmaların hem dış alımların açıklarını kapatacak seviyede dış satım kazancı elde edememenin doğal sonucu olan döviz kur yükselişlerinden kaynaklandığı hem de borçların kamu harcamaları için sıradan bir finansman vasıtası olarak görülmesinden kaynaklandığı söylenebilir. Aynı zamanda, yaşanan döviz darboğazı, dış alım ve borçlanmaları gerektiren durumun kendisini de ürettiğinden, borç döngüsünden çıkmak mümkün olmamaktadır (Özkul ve Öztürk, 2021). Son olarak finansman ihtiyacı olarak borçlanmalarda, artan kamu harcamalarının da ciddi payı bulunmaktadır. Aslında her yıl bu kamu borçlarının mükelleflerin sırtına vergi olarak yüklendiği de söylenebilir.
Genel kamu borcunun yıllara göre GSYİH’ye oranını gösteren şekil incelendiğinde Türkiye’nin toplam kamu borcunun bir U grafiği çizdiği görülmektedir. 2010 yılında toplam kamu borcu GSYİH’nin yüzde 39’u kadarken 2015 yılında bu oran yüzde 27,3’e indirilmiştir. Ancak son 5 yıllık süreçte borç stoku giderek artmış ve nihayet 2020’de, 2010 yılında olduğu gibi, yüzde 39’a varmıştır. Kamu borcuna dair yukarıda sayılan negatif niteliklere rağmen kamu borcu başlı başına bir sorun değildir. Kamu borç yönetiminde etkinlik, borcun değil, borcun yönetilememesinin ülke refahı için sorun teşkil ettiğini göstermektedir. Literatürde, borç yükü kontrol edilebilir düzeyde tutulduğunda ülke ekonomisi için başarılı bir makroekonomik performans elde edilebildiğini gösteren çalışmalar mevcuttur (Köstekçi ve Yıldız, 2021).
Yine literatürde, kamu borcunun ekonomik büyüme ile ilişkisi hakkında çeşitli araştırmalar yapılmış, ampirik çalışmaların çoğunluğunda olumsuz bir korelasyon bulunduğu tespit edilmiştir. Özellikle son yıllarda yapılan çalışmalarda farklı ülkelerin kamu borç stoğu/GSYİH oranlarının ekonomik büyüme ile ilişkisi incelenmiş, doğrusal olmayan etkiler tespit edilmiştir. Örneğin Caner ve diğerleri (2010) kamu borcu/GSYİH oranının eşiğinin yüzde 77 olduğunu, daha üzerinde bir borçlanmanın büyümeyi negatif yönde etkilediğini göstermiştir. Cecchetti ve diğerleri (2011) bu sınır oranını OECD ülkeleri için yüzde 85 olarak belirlerken, Latin Amerika ülkelerini çalışan Jacobo ve Jalile (2017) yüzde 64 ila 71 bandını sınır olarak tespit etmiştir. Köstekçi ve Yıldız (2021) ise toplam borç stokundan ekonomik büyümeye doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi bulgulamıştır (Akt: Yıldız ve Tuncer, 2021).
Borç, devletin bütçe finansmanı olarak kullanılsa da her zaman toplumsal refahın lehine işlememektedir. Topuz’un (2021) 1987-2018 yılları arasında Türkiye’nin bütçe açığı, kamu borcu ve gelir eşitsizliği arasındaki ilişkileri araştırdığı çalışmasında bütçe açığı ve kamu borç stoku ile gelir eşitsizliği arasında tek yönlü nedensellik ilişkisi bulgulanmıştır. Çalışmasının devamında yurt içi tasarruf oranlarının arttırılmasını ve kamu borcunun GSYİH’ye oranının makul bir sınırda tutulmasını öneren Topuz (2021), gelir ve servet vergileri gibi dolaysız vergiler aracılığıyla gelir dağılımında adaletin belli oranda gerçekleştirilebileceğini savunmaktadır. Yolsuzluk, kayıt dışı istihdam ve enflasyonun önüne geçilmelidir.
Sonuç olarak, son yıllarda kamu harcamalarının alışıldık finansman kalemlerinden biri olarak görülmeye başlanan borçlanmanın, asli bir kamu finansman kaynağı olmadığı göz önünde bulundurulmalı, bu sayede farklı ülkeler için farklı şekillerde tespit edilmiş olan borç stok/GSYİH oranın aşılmaması sağlanmalıdır. Kısa vadede olumlu büyüme etkileri uyandırsa da ampirik çalışmaların çoğunluğunda borcun uzun vadede büyümeye muarız bir etkisi olduğu unutulmamalı, gelir dağılımını ve toplumsal refahı da olumsuz etkilediği düşünülerek davranılmalıdır.
Kaynakça
Caner, M., Grennes, T. ve Koehler-Geib, F. (2010) Finding the tipping point – When sovereign debt turns bad. Policy Research Working Paper Series 5391, The World Bank.
Cecchetti, S., Mohanty, M. ve Zampolli, F. (2011). Achieving growth amid fiscal imbalances: the real effects of debt. Proceedings - Economic Policy Symposium - Jackson Hole, Federal Reserve Bank of Kansas City (ss. 145-196).
Jacobo, A. D. ve Jalile, I. R. (2017, Eylül). The impact of government debt on economic growth: an overview for Latin America (Working Papers of the Department of Economics University of Perugia No: 28). 15 Kasım 2021 tarihinde http://www.econ.unipg.it/files/generale/wp_2017/wp_28_2017_jacobo_jalile.pdf adresinden erişildi.
Köstekçi, A. ve Yıldız, F. (2021). Kamu borç yönetiminde etkinliğin ülkelerin makroekonomik performansına etkisi: OECD ülkeleri örneği. MANAS Sosyal Araştırmalar Dergisi, 10 (1), 445-462.
Özkul, G. ve Öztürk, A. (2021). Türkiye'de döviz kuru oynaklığı ile dış borç stoku arasındaki ilişkinin toda-yamamoto nedensellik testi ile analizi. Bankacılık ve Finansal Araştırmalar Dergisi, 8(1), 46-63.
Topuz, S. G. (2021). Türkiye’de bütçe açığı, kamu iç borcu ve gelir eşitsizliği ilişkisi. Optimum Ekonomi ve Yönetim Bilimleri Dergisi, 8(1), 75-90.
Yıldız, F. ve Tuncer, G. (2021). Avrupa birliği üyesi ülkelerde kamu borcu ve ekonomik büyümenin mekânsal analizi. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, (69), 232-251.
Bu analizi paylaş