Halk sağlığının ana bileşenlerinden biri olan çevre sağlığı; doğal veya insan eliyle oluşturulmuş çevrenin insan sağlığını ve yaşam kalitesini tehdit edebilecek tüm unsurlarıyla ilgilenir. Temiz hava ve içme suyu, sağlıklı gıda, kimyasal ve tıbbi atıkların yönetimi, radyasyondan korunma, yeterli sanitasyon hizmetleri gibi birçok alt başlığı kapsayan çevre sağlığı; son dönemlerde global düzeyde en çok öne çıkan meselelerden olan iklim kriziyle doğrudan ilişkilidir. Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin kaynaklar veya genel anlamda gezegen üzerindeki gerçekleşmiş ve olası tehlikeli sonuçlarına dikkat çeken iklim krizi terimi hem konunun uzmanları hem de aktivistler tarafından sıklıkla gündeme taşınmaktadır.
‘Geleneksel’ ve ‘modern’ olmak üzere iki kategori altında incelenen çevresel sağlık risklerinden geleneksel olanlar yetersiz kalkınma ve yoksullukla ilişkilendirilirken; modern olanlar hızlı kalkınma sonucu doğal kaynakların sürdürülemez kullanımıyla alakalıdır (Erden ve Koyuncu, 2014: 9). Nihayetinde iktisadi büyüme ve çevresel sağlık tehditleri arasında belirleyici bir ilişkinin bulunduğu ve bunun birçok gösterge üzerinden okunabileceği söylenebilir. Bu bağlamda Erden ve Koyuncu’nun (2014) ekonomik kalkınma, çevre kirliliği ve insan sağlığı değişkenleri arasındaki “nedensellik ağını” tespit etmeyi amaçladıkları çalışmalarının bulguları dikkat çekicidir. Araştırmaya göre ekonomik kalkınma karbon (CO2) salınımına neden olarak çevreyi kirletmekte, bu durum da sağlık harcamalarında artışa yol açmaktadır. Bununla beraber, düşük çevre kalitesinin beşerî sermaye üzerinde olumsuz etkilere yol açtığını, dolayısıyla ekonomik büyümeyi yavaşlattığını öne süren çalışmalar da mevcuttur (Sapci ve Shogren, 2018).
Türkiye’de çevre kalitesinin ve sağlığının mevcut durumunu analiz edebilmek adına ulusal verileri diğer ülkelerin verileriyle karşılaştırmalı ele almak anlamlı olacaktır. Bu bağlamda bakılabilecek bir gösterge, orman alanlarının genişliğidir. Dünya Bankası tarafından ‘verimli olsun veya olmasın, en az 5 metrelik doğal veya dikilmiş ağaçların (tarımsal üretim sistemlerindeki ağaçlıklar ile kentsel park ve bahçelerdeki ağaçlar hariç) altındaki araziler’ şeklinde tarif edilen orman alanlarının oranı; Türkiye’de 2010’dan 2020’ye genellikle artış trendi göstererek yüzde 28,8’e ulaşmıştır. Yıllar içerisindeki bu artış olumlu olmakla beraber, Türkiye’deki oran hâlâ Avrupa Birliği ülkelerinin ortalamasının (yüzde 39,8) gerisinde kalmaktadır. Karbon moleküllerini yutarak atmosferdeki sera gazlarını azaltan ve oksijen seviyesini arttıran orman alanlarının çevreye en büyük katkıyı sunan unsurlardan biri olduğu; dolayısıyla eksikliklerinin büyük krizleri de beraberinde getireceği unutulmamalıdır.
Yeryüzünün ısınmasına sebebiyet vererek iklim krizini tetikleyen başlıca faktörlerden bir diğeri sera gazı emisyonudur. Yandaki şekiller incelendiğinde Türkiye’de sera gazı ve diğer kirletici gazların emisyonlarının 2018’den 2019’a bir düşüş gösterdiği göze çarpmaktadır. Bahsedilen emisyonların çoğunlukla insan kaynaklı gerçekleştiği düşünülürse belli başlı alanlarda tedbir ve kontrol çevre korunumu için kritik önem taşımaktadır. Bilhassa sanayi ve enerji üretiminde tüketilen fosil yakıtların yarattığı çevre kirliliğinin ileride geri dönülemez tahribatlara yol açacağı ön görülmektedir. Bu noktada araştırmacılara göre rüzgâr ve güneş gibi yenilenebilir ve ‘temiz’ kaynaklar açısından zengin Türkiye’nin bu gibi alternatiflere yönelmesi sermaye maliyetini de önemli ölçüde azaltacaktır (Dikmen, 2019: 275). Klimatologların acil önlem ve müdahale çağrısında bulundukları iklim krizinin, gerekli hazırlıklar bugünden yapılmadığı takdirde önümüzdeki senelerde kaynak kıtlığı ve kuraklık başta olmak üzere çok büyük krizleri beraberinde getirerek insanlık için en büyük tehdidi oluşturacağı defaatle dile getirilmektedir. Bu noktada devletlerle beraber dünyadaki karbon salınımının çok büyük bir kısmının müsebbibi global şirketlerin belli kaidelere tabii tutulması zaruridir. Türkiye’de çevre güvenliğine dair bilincin hâlâ çok düşük düzeylerde seyretmesi hem kamuoyu farkındalığının hem de etkili devlet politikalarının arttırılmasını gerekli kılmaktadır.
Kaynakça
Erden, C. ve Koyuncu, F. T. (2014). Kalkınma ve çevresel sağlık riskleri: Türkiye için ekonometrik bir analiz. Aksaray Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 6(2), 9-23.
Sapci, O., ve Shogren, J. F. (2018). Environmental quality, human capital and growth. Journal of Environmental Economics and Policy, 7(2), 184-203.
Dikmen, A. Ç. (2019). Türkiye’de güneş ve rüzgâr enerjisinden elektrik üretiminin sera gazı emisyonları ve çevre maliyetinin azalmasına katkıları. Journal of Turkish Studies, 14(2), 257-293.
Bu analizi paylaş