Adalet Bakanlığı’na bağlı olan Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinde paylaştığı bilgi notuna göre 01/10/2021 tarihi itibariyle Türkiye’de, 259 kapalı ceza infaz kurumu, 83 müstakil açık ceza infaz kurumu, 10 kadın kapalı ve 6 kadın açık, 4 çocuk eğitim evi ve 7 çocuk kapalı ceza infaz kurumu olmak üzere toplam 369 ceza infaz kurumu bulunmaktadır. Bu kurumların toplam hükümlü kapasitesi ise 251 bin kişidir. Uluslararası standartlara uyacak biçimde sağlıklı ve güvenlikli, aynı zamanda elektronik donanımlı ve rehabilitasyon işlemlerine elverişli yeni ceza infaz kurumlarının inşası gerçekleştirilmektedir. Bu doğrultuda metropol kentler öncelikli olmak üzere 2006’dan 2021 yılına kadar toplam 228 adet ceza infaz kurumu açılarak 184 bin kişilik kapasite eklenmiştir. Buna paralel olarak 2010 yılından 2020 yılına kadar toplam 37 ceza infaz kurumuna ek bina yapılmış, 11 bin kişilik bir ek kapasite daha sağlanarak hizmete alınmıştır.
Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün 30 Eylül 2021 tarihinde paylaştığı bir tabloya göre 80 bin 377’si açık ceza infaz kurumlarında, 211 bin 697’si kapalı ceza infaz kurumlarında olmak üzere toplamda 292 bin 74 hükümlü ve tutuklu ceza infaz kurumlarında bulunmaktadır. Bu hükümlülerin yaklaşık 243 bini erkek, 9 bini kadın ve 566’sı çocuklardan; tutukluların ise 35 bini erkek bin 700’ü kadın ve bin 300’ü çocuklardan oluşmaktadır.
Ceza infaz kurumlarındaki hükümlü, tutuklu, personel ve yatak sayıları ile personel başına düşen ceza infaz kurum nüfusu oranı ceza infaz kurumlarının durumunu anlamak için önemli göstergelerdir. Şekildeki değişime genel olarak bakıldığında, ceza infaz kurumunun nüfusu ve yatak sayısının sürekli bir şekilde arttığı görülmektedir. 2015 yılında 177 bin olan tutuklu ve hükümlü toplamı 2019 yılında 291 bine ulaşmış, onu takiben 2015 yılında 177 bin olan yatak sayısı 2019’a kadar 230 bine yükseltilmiştir. Ancak yatak sayısı ile toplam ceza infaz nüfusu arasında 60 binlik büyük bir farkın yer aldığı da görülmektedir. Bu durum ceza infaz kurumlarının kapasitesinin aşıldığını göstermektedir. Benzer bir şekilde ceza infaz kurumlarındaki personel sayılarına bakıldığında yıllar içindeki değişime ayak uydurulamadığı, personel başına düşen tutuklu ve hükümlü sayısının da yıllar içinde katlanarak arttığı tespit edilmiştir. Buradan hareketle ceza infaz kurumlarının yönetiminde kapasite aşım sorununun kronikleşmeye başladığı, buraya dair acil tedbir politikalarının geliştirilmesi gerektiği söylenebilir.
[graph_211995ea986ef179a110e5e3aa75e60d98cf8224]
Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün yayınladığı bir bilgi notuna göre daha kaliteli ve çağdaş infaz anlayışına uygun olarak ceza infaz kurumlarının ve kurumlardaki nüfusun düşürülmesi ve işletim maliyetlerinin azaltılması gerekmektedir.
Mevcut ahvalde; ceza infaz kurumlarının inşaat ve işletme maliyetlerinin kısıtlanması gerekmekteyken ve haddizatında mevcut kurum kapasiteleri aşılmak üzereyken infaz kurumlarının özelleştirilmesi yeniden gündeme getirilebilir. Ceza infaz kurumları, Türkiye’de hükümetlerin liberal ve neoliberal politikalarından az da olsa etkilenmiş, özelleştirme dalgasından bir miktar nasibini almıştır. Doğrudan işletmenin bırakılması yoluyla olmamışsa da hapishanelerin inşaatı ve gıda hizmetleri gibi kalemler kamu ihale sözleşmeleriyle özel şirketlere devredilmiştir. Özellikle yüksek maliyetlerin düşürülmesi ve infaz kurumlarının standartlarının yükseltilmesi gibi amaçlarla gündeme getirilen özelleştirmelerin sözleşmelerinde özel şirketlere belli bir doluluk oranının garanti edilmesi gibi devletin, suçun azaltılması görevine ters düşen taahhütlerin bulunması önemli bir sorun teşkil etmektedir. Aynı zamanda özelleştirmelerin hukuken oluşturduğu bir açmaz bulunmaktadır zira insan haklarının garantörü olarak devlet ceza infaz kurumlarını özelleştirse dahi bu yükümlülüğünden kurtulmuş olmamaktadır.
Sonuç olarak, ceza infaz kurumlarının doluluk oranları ve kapasite yetersizliği gibi sorunlar yalnızca kapasite artırımı yahut aflar yoluyla çözülemeyeceklerdir. Bu sorunların çözümünde bizzat devletin cezalandırma politikasını gözden geçirmesi gerekmekte ve hapis cezasına seçenekler uygulamalıdır. Ayrıca, kurum nüfusunun önemli bir kısmını tutukluların oluşturduğu gerçeğinden hareketle tutuklama tedbirinin kullanımında daha temkinli davranmanın dahi bu sorunların çözümünde önemli bir noktada durduğu söylenebilecektir (Orhan, 2019).
Kaynakça
Orhan, U. (2019). Ceza infaz kurumlarının özelleştirilmesi. Ceza Hukuku Dergisi, 14(41), 775-799.
Bu analizi paylaş