Birçok gelişme ve yeniliğin yanı sıra yoksulluk çeken insan sayısı hem dünyada hem de Türkiye’de oldukça yüksektir. UNICEF’e göre dünya genelinde yaklaşık 700 milyon insanın ciddi yoksulluk çektiği belirtilmektedir. 356 milyon çocuk ise ciddi yoksulluk içerisinde yaşamaktadır (UNICEF, t.y.). Yetişkinlerin yanı sıra özellikle hayatının erken döneminde yoksulluk çeken çocukların gelişim göstermesinde yetersizlikler meydana gelmektedir. Çocuk yoksulluğunu tanımlarken beslenme, su, sanitasyon, sağlık, barınma ve eğitim gibi alanlarda yetersizlik veya kısıtlama olduğu belirtilmektedir (Kurnaz, 2007).
1989 yılında dünya genelinde kabul gören Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin etkisi ile çocuk yoksulluğu gündeme gelmiştir. Türkiye’de ise Çocuk Hakları Sözleşmesi 1995 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşme çocuğu bir hak sahibi olarak gören, büyüyen ve gelişmiş yetkinlikler kazanan özel bir varlık olarak ele alan bir sözleşmedir. Dünya genelinde sözleşmenin kabul görmesi küresel olarak harekete geçirici bir unsur olmuştur. Çocuk Hakları Sözleşmesi ile çocuk esenliği ve çocuk haklarını gerçekleştirmeye yönelik akademik çalışmalar da artmıştır (Mekonen ve Tiruneh, 2014).
TÜİK’te Türkiye için çocuk yoksulluğuna dair veriler bulunmaktadır. “Çocuk İstatistikleri” başlığında yoksulluk olarak haneden ve yetişkinler üzerinden elde edilen bu veriler 2010-2021 yıllarını kapsamaktadır. Şekilde verilen yoksul çocukların oranı hesaplanırken yoksulluk sınırı, eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 60’ı olarak alınmıştır. Yoksul çocukların doğrudan oranlarının verilmesi genel olarak popülasyona göre bir kıyas imkânı da sunmaktadır. Buna göre şekillerde hem yoksul çocuk oranları hem de ciddi maddi yoksunluk içinde olan çocuk oranı 2010-2021 yıllar arasında periyodik olarak verilmiştir.
Türkiye’de çocuk yoksulluğu oranı geçtiğimiz on yılda yüzde 30 civarında seyretmiş, azalma yahut artma bakımından majör bir farklılık arz etmemiştir. Minimum değeri 2017 yılında yüzde 30,2 olarak gerçekleşirken, maksimum değeri 2010 yılında yüzde 33,7 olarak gerçekleşmiştir. 2018 yılında bir önceki yıla göre yaklaşık 2 puanlık bir artış göstermiş ve o yıldan beri oldukça yakın oranlarda seyretmiştir. Bu durum çocuk yoksulluğunu azaltmada bir ivme kazanılamadığını da gösterir niteliktedir.
Ciddi maddi yoksunluk içinde olan çocuk oranı incelendiğinde ise 2010 yılında yüzde 70 gibi ciddi bir orana sahip olan miktar on yıl içerisinde yüzde 34’e düşmüştür. 2021 yılında ise tekrar bir yükseliş göstererek 35,5 olduğu gözlemlenmiştir. Ancak yıllar içerisinde yaşanan bu radikal düşüş küresel refah artışıyla birlikte birçok şeye erişim imkanının kolaylaşmasıyla da alakalıdır. Burada yüzde 30’larda seyreden yoksul çocuk oranı ile yüzde 70’lerden başlayan ciddi maddi yoksunluğa sahip çocuk oranlarındaki farklılık ayrıca izah edilmelidir.
xsCiddi maddi yoksunluk içerisinde olan çocukların verilerinin kapsamı incelendiğinde ciddi maddi yoksunluk olarak tanımlanan hususlar şu şekildedir: “Çamaşır makinesi, renkli televizyon, telefon ve otomobile sahip olma, beklenmedik harcamalar, evden uzakta bir haftalık tatil yapma, kira, konut kredisi, borç ödemeleri, iki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek, ısınma ihtiyacının karşılanamaması gibi hanehalkına dair algıları açıklamaktadır” (TÜİK Metaveri, 2010-2021). Çalışmada bu maddelerden en az dördünü karşılayamayan hanelerin oranı ciddi maddi yoksunluğa sahip oldukları saptanmıştır.
Daha spesifik bir gösterge olarak sunulan eskimiş giysilerin yerine yeni giysi alabilen çocuklar göstergesi de verilmiştir. Eskimiş giysilerin yerine yeni giysi alabilen çocukların oranı 2013’te yaklaşık yüzde 73 iken sekiz yıl içerisinde artmış ve 2021’de yaklaşık yüzde 90 olmuştur. 2014-2016 yılları arasındaki artışla gelinen seviye 2017-2019 yıllarında sabit düzeyde devam etmiştir. 2019’dan sonra yüzde 3’lük bir düşüş ile 2020 yılında yüzde 87 olan oran, 2021’de tekrar yükselişe geçmiştir.
Cinsiyete göre yoksul çocuk sayısının verildiği grafiğe bakıldığında yoksul çocuk sayısında 2010’dan 2017’ye kadar ciddi boyutta bir artma ya da azalma meydana gelmemiştir. Yoksul çocuk sayılarındaki cinsiyet dağılımı göz önünde bulundurulduğunda 2017’ye kadar ağırlıklı olarak erkek çocukların daha fazla sayıda olduğu görülmektedir. 2018’den itibaren ise bu seyir değişmiş, yoksul kız çocuklarının sayıları erkeklere yakın bir seviye gelmiş hatta yer yer erkek çocukların sayılarını geçmiştir.
Maddi yoksun olan fert ve çocuk oranlarının verildiği grafikte görüldüğü üzere 2012 yılından (yüzde 65,4) 2015 yılına kadar (yüzde 27,4) maddi yoksun olan fert ve çocuk oranlarında düşme yönünde bir gidişat bulunmaktadır. Hem maddi yoksunluk çeken fert oranının hem de maddi yoksunluk çeken çocuk oranının en düşük olduğu yıl 2015’tir. 2015 yılından 2020 yılına kadar maddi yoksunluk çeken fert ve çocuk oranı yüzde 32-34 civarlarında seyretmiştir.
Hanehalkı ve yetişkinlerden elde edilen verilere ek olarak çocuğun kendisinden elde edilen, çocuk merkezli çalışmaların ön plana çıkması ve politikaları şekillendirmesi hayati öneme sahiptir. Dolayısıyla yoksulluk gibi çocuğun hem fiziksel hem de psikolojik gelişmesini engelleyen bir konuda veriler ışığında iyileşme gözlemlense de yoksulluğun tamamen ortadan kaldırılması için önlemler alınmaya devam edilmelidir.
Kaynakça
Kurnaz, Ş. A. (2007). Çocuk yoksulluğu. Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, 12(12).
Mekonen, Y. ve Tiruneh, M. (2014). Implementation of the convention on the rights of the child and its effect on child well-being. Handbook of child well-being: Theories, methods and policies in global perspective. Springer.
TÜİK. (t.y). Çocuk istatistikleri, yoksulluk, metaveri. 05 Kasım 2021 tarihinde https://biruni.tuik.gov.tr/medas/? locale=tr adresinden erişildi.
UNICEF. (t.y). Child poverty. 05 Kasım 2021 tarihinde https://www.unicef.org/social-policy/child-poverty adresinden erişildi.
Bu analizi paylaş