Çocukların sağlıklı, mutlu, huzurlu bir ortamda gelişim göstermeleri aile ortamı ve anne-baba arası ilişki ile doğrudan alakalıdır. Anne-babanın çocuğa ve birbirlerine karşı tutumları çocukların kişilik gelişimini etkileyen unsurlardan bazılarıdır. Ancak her ailenin dinamiği zamanla devamlılık gösteremeyecek bir hale bürünmekte ve bazı eşler ayrılık kararı alabilmektedirler. Böyle bir durumdan en fazla etkilenenler arasında çocuklar yer almaktadır (Türkarslan, 2007).
Boşanma hukuki açıdan evlilik sözleşmesinin sona erdirilmesidir. Psikolojik açıdan ise ailenin dağılması veya tamamen ilişkilerin sona ermesi ile sonuçlanan sarsıcı bir olaydır (Öngören, 2017). Boşanma bütün aile üyelerini etkiler, erken yaşta olan çocuklar ise bu durumdan daha fazla etkilenmektedirler. Çalışmalar, erken çocukluk döneminde ailelerinin boşanması ile karşılaşan çocukların üzüntü, yalnızlık, gerileme, toplumsal uyumsuzluk, saldırganlık, itaatsizlik gibi tepkileri gösterdiklerini ortaya koymaktadır (Öngören, 2017). Ailesi boşanmış çocuklar psikolojik açıdan ailesi boşanmayan çocuklara göre daha fazla risk altında bulunmaktadır, çünkü boşanma sürecinde ve sonrasında psikolojik, sosyal ve ekonomik açıdan çocuğun yaşamında ciddi değişiklikler ortaya çıkmaktadır (Öngider, 2013).
Türkiye genelinde boşanma ile ilgili veriler TÜİK’in 2010-2021 yıllarında evlenme ve boşanma istatistikleri olarak açıklanmıştır. Boşanma sayısı, velayete verilen çocuk sayısının verildiği grafik, boşanma sayılarında genel bir artış eğilimi olduğunu göstermektedir. Ancak artan nüfusla birlikte evlenme sayılarının da artmasını göz önünde bulundurduğumuzda bu artışın normal düzeyde olduğu söylenebilir. 2021 yılına gelindiğinde yaklaşık 157 bin boşanma gerçekleşmiştir. Bekleneceği üzere boşanma sayısı ile velayete verilen çocuk sayıları arasında paralellik bulunmaktadır. 2010 yılında velayete verilen çocuk sayısı 118,6 binlerde iken 2021 yılına gelindiğinde bu sayı 165,9 bin olmuştur.
Anne ve babaların velayet oranları incelendiğinde ise velayetlerin ortalama yüzde 75 annelere, yüzde 25 babalara verildiği söylenebilir. Bu veri annelerin çocuk bakımından sorumlu olduğu yargısının yaygın bir şekilde benimsenmiş olduğunu ve boşanma sonrasında da annelerin bakım vermeye devam ettiklerini kanıtlar niteliktedir. Annelere verilen velayetlerin yıllar itibariyle küçük düzeyde olsa da artış gösterdiği, babalara verilen velayetlerin ise azalma gösterdiği grafikten okunabilir.
Velayetini aldığı çocuk sayısına göre boşanan kişilerin oranının verildiği grafiğe bakıldığında ise çocuk sayısının 1 olduğu ailelerin yüzde 60 civarında boşandığını görmek mümkündür. Çocuk sayısının 2 olduğu ailelerin boşanma oranı ise yüzde 28 ve 32 arasında değişiklik göstermektedir, 2021 yılına kadar artış yönünde ilerlediğinden de bahsedilebilir. Çocuk sayısının 3 ve 4+ olduğu ailelerin 1 ve 2 çocuklu ailelere nazaran daha az boşandıkları oranlardan hareketle kolaylıkla söylenebilir. Dolayısıyla 3 ve 4+ çocuklu aileler 1 ve 2 çocuklu ailelere göre daha az boşanma eğilimi göstermektedir. 2010’da 4+ yani çok çocuklu kişilerin boşanma oranı yüzde 2,1 iken bu oran 2021 yılında 1,8 olmuştur.
Boşanmadan çocukların hem çevresel hem de psikolojik olarak etkilendikleri bilindik bir gerçektir. Bu analizde boşanma sayılarının ve velayete verilen çocuk sayılarının yıllar itibarıyla verilmesi genel gidişatı bizlere sunmaktadır. Ayrıca anne ve babalara verilen velayetlerin oranları çocukların boşanma sonrasında kimin bakımına verildiğini göstermektedir. Çocuk sayısına göre boşanmalar da ailelerin sahip olduğu çocuk sayısının boşanma kararına olan etkisini anlamak açısından önemlidir.
Kaynakça
Öngider, N. (2013). Boşanmanın çocuk üzerindeki etkileri. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 5(2), 140-161.
Öngören, S. (2017). Boşanma ve boşanmanın erken çocukluk dönemi çocuklar üzerindeki etkileri. Uluslararası Eğitim Bilimleri Dergisi, (13), 73-87.
Türkarslan, N. (2007). Boşanmanın çocuklar üzerine olumsuz etkileri ve bunlarla baş etme yolları. Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, 11(11), 99-108.
Bu analizi paylaş