Döviz piyasası görünümünü etkileyen önemli faktörlerden biri Merkez Bankası tarafından belirlenen haftalık repo ihale faizi, diğer ifadeyle politika faizidir. Türkiye Covid-19 salgınının başından bugüne farklı dönemlerde farklı faiz politikaları uygulamıştır. Döviz kuru da uygulanan faiz politikasına istinaden dalgalı bir seyir izlemiştir.
Covid-19 salgınının başlamasıyla birlikte genişletici para politikası uygulamaları tercih edilmiş, buna uygun olarak politika faizi düşürülmüştür. Ancak genişletici politikalar nedeniyle yükselişe geçen döviz kuru ve enflasyon nedeniyle 2020 sonunda sıkı para politikası uygulanmış ve süreç sonunda (Mart 2021’de) politika faizi yüzde 19’a kadar yükseltilmiştir. Sıkı para politikasının tercih edilmesinde dönemin Merkez Bankası yönetiminin etkisi söz konusudur. 20 Mart 2021 tarihinde yeni bir Merkez Bankası başkanı atanmış ve bununla birlikte uygulanan para politikası köklü bir değişikliğe uğramıştır. Yeni Merkez Bankası yönetimi Eylül 2021 itibariyle faiz indirimi döngüsünü başlatmış ve Kasım 2022 itibariyle politika faizi yeniden tek haneli orana, yüzde 9’a düşürülmüştür.
Nisan 2021 – Kasım 2022 arasında döviz kuru hareketlerine bakıldığında faiz indirimlerinin başladığı Eylül 2021’den indirimlerin sona erdiği Kasım 2022’ye kadar Türk Lirasının yüzde 100’ün üzerinde değer kaybettiği görülür. Söz konusu dönemde dolarkuru 8,4 TL’den 18,6 TL’ye yükselmiştir. Bununla birlikte grafikte Ekim-Aralık 2021 dönemindeki sert kur hareketleri dikkat çeker; faiz indirimlerinin başlamasıyla bir kur şoku yaşanmış ve döviz kuru çok kısa sürede iki kat yükselmiştir. Daha sonrasında yürürlüğe giren Kur Korumalı Mevduat uygulamasıyla birlikte Türk Lirası kaybettiği değerin bir kısmını geri kazanmıştır. Bütün bu gelişmelere bağlı olarak Türk Lirası 2022 yılı başından Kasım ayına kadar yaklaşık yüzde 40 değer kaybederken geçtiğimiz 1 yıllık dönemde ise TL’deki değer kaybıyla birlikte enflasyon, yüzde 20’lerden yüzde 85’lere (Ekim 2022) yükselmiştir.
Politika faiziyle birlikte döviz piyasanın görünümünü etkileyen bir diğer faktör, kredi risk primidir (kısaca CDS). CDS, alınan bir kredinin geri ödenmeme riskini ortaya koyan ve bu riske karşı kredinin sigortalanması için kullanılan değerdir. CDS ekonomik, siyasi, jeopolitik pek çok faktörden etkilenir. Yine CDS, döviz piyasası üzerindeki etkisinin yanı sıra ülkelerin dış borçlanma maliyetlerini de etkileyen bir unsurdur. CDS’i yüksek bir ülke, uluslararası piyasalardan borçlanmak için daha yüksek bir faiz maliyetine katlanmak zorunda kalabilmektedir.
Türkiye’nin 5 yıllık CDS değerlerine bakıldığında faiz indirimlerinin başladığı Eylül 2021 itibariyle yükselen bir tablo ortaya çıkar. CDS değeri Temmuz 2022’de zirveyi gördükten sonra son dönemde düşüşe geçerek 600’ün altına inmiştir. Ancak yıllık olarak değerlendirildiğinde hâlen faiz indiriminin başladığı dönemin üzerinde seyreder. 2022 yaz aylarında CDS değerinin yükselmesinde Türkiye’nin enflasyondaki artışa rağmen genel kabul görmüş politikalardan farklı bir para politikası izlemesi, bu dönemde dünyadaki pek çok merkez bankasının faiz artırma döngüsüne başlaması ve yılın geri kalanında küresel resesyon olasılığının artması etkili olmuştur. Nitekim gelişmiş ve gelişmekte olan merkez bankaları politika faizlerini artırırken Türkiye’nin indirmesi döviz kuru üzerinde yukarı yönlü bir baskı yaratmıştır.
Türkiye’nin 2020 başı ile Eylül 2022 arasındaki dış ticaretine ilişkin bilgilere yer verilmiştir. İthalat, ülkeden döviz çıkışına neden olduğu için; ihracat ise ülkeye döviz girişine katkı sağladığı için döviz piyasası görünümünü etkilemektedir. 2021’de salgının etkilerinin azalmasıyla artan küresel talep ve TL’deki değer kaybına bağlı olarak yerli ürün ve malların görece ucuzlaması Türkiye’nin ihracatını artırmasına katkı sağlamıştır. Buna benzer gelişmelerle ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 83’e kadar çıkmıştır. 2022 yılının ilk yarısında da benzer nedenlerle Türkiye’nin ihracatındaki artış ivmesi devam etmiştir. Ancak 2022 yılı Şubat ayında başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle ciddi düzeyde artan enerji fiyatları, Türkiye’nin ithalatında keskin bir artışa yol açmıştır. 2022 yılının ilk 9 ayındaki ithalat ödemeleri 2021 yılının tamamına ulaşmıştır. Bu gelişmelere bağlı olarak karşılama oranı yüzde 70’in altına gerilemiştir.
Miktar endeksleri fiyatlar sabit olmak üzere ihraç ve ithal edilen mal miktarındaki değişimi göstermektedir. Diğer ifadeyle miktar endeksleri fiyatlardan arındırılmıştır. 2020 yılı itibariyle ihracatın miktarsal olarak arttığı, ithalatın ise yatay bir seyir izlediği görülür. Bu durum 2022 yılında ABD doları bazında ithalattaki artışın, miktarsal bir artıştan ziyade enerji fiyatlarındaki artıştan kaynaklandığına işaret etmektedir. İhracatın miktarsal olarak artışı olumlu bir gelişme olmakla birlikte bu durumun sürdürülebilirliği, küresel büyüme gibi dışsal faktörler ile fiyat istikrarı ve finansal istikrar gibi içsel faktörlere bağlıdır. Belirsizliklerin azaldığı ve öngörülebilirliğin arttığı durumda, ihracattaki artış orta vadede cari dengeyi olumlu etkileyerek döviz piyasasında istikrarlı bir görünüme katkı sağlayacağı öngörülür.
Bu analizi paylaş