Eğitim Düzeyi Kapsamında Eğitim Süreleri ve Okullaşma Yılı
Bir ülkede 25 yaş ve üzeri nüfusun tamamladığı ortalama eğitim yılı şeklinde açıklanan ortalama okullaşma yılı, beklenen okullaşma yılıyla beraber eğitimin beşerî sermayeyle ilişkisini en anlaşılır biçimde sunan göstergeler arasındadır. Aynı zamanda birçok uluslararası gelişmişlik endeksinin de ana bileşenlerinden olan okullaşma yılı verilerindeki artış beşerî sermayedeki artış olarak değerlendirilmektedir (Yeşilyurt, Karadeniz, Gülel, Çağlar ve Uyar, 2016:2). Bununla beraber, temelde eğitim kademelerine kayıt oranlarını gösteren okullaşma oranı istatistikleri okuryazar nüfusun niteliğine dair bilgi veremezken; okullaşma yılı istatistikleri bu konuda da aydınlatıcı bir niteliğe sahiptir. Bu bağlamda Türkiye’de 2010-2020 yılları arası ortalama okullaşma yılı verilerine bakıldığında 2010’da 6,5 olan rakamın 10 senede yaklaşık yüzde 24,6 artarak 8,1’e yükseldiği görülmektedir. Benzer şekilde, beklenen okullaşma yılında da 13,8’den 16,6’ya yüzde 20,2’lik bir artış söz konusudur. Seneden seneye ortalama okullaşma yılında yükselen oranlar gelişime işaret etmekle birlikte, beklenen okullaşma yılında en yüksek artış oranının 4+4+4 sistemine geçilerek ortaöğretimin zorunlu eğitim kapsamına dâhil edildiği 2012-2013 eğitim öğretim yılında yaşandığı görülmektedir.
2010 yılında kadınların ortalama okullaşma yılı ile erkeklerin okullaşma yılı arasındaki fark 1,9 iken, 2020 senesinde 1,7’ye inmiştir. Hane reisinin mesleği, ailenin büyüklüğü, anne babanın eğitimi gibi faktörlerin kızların okula gidebilmesinde etkili olduğu öne sürülmekle (Duman, 2010: 243) beraber, okullaşmanın aynı cinsiyet içindeki farklı sosyoekonomik gruplar arasında da eşitsiz dağılım gösterdiği belirtilmektedir.
25 yaş ve üstü kadın nüfusun eğitime katılım oranı 2010-2020 yılları arasında her kademe için düzenli artış göstermekle birlikte, katılım düzeyleri en yüksekten en aza sırayla ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite biçimindedir.
25 yaş üstü erkek nüfusun eğitime katılım oranlarıyla kıyaslandığında kadınların katılım düzeyi erkeklerin bir hayli gerisinde kalmaktadır. Eğitime katılım noktasında cinsiyetler arası farkın en yüksek olduğu düzeyler ortaokul ve lisedir; bu iki kademe için fark oranları sırayla yüzde 19,5 ve yüzde 12,5 olarak tespit edilmiştir. İki cinsiyetin eğitime katılım oranlarında en az farkın bulunduğu düzey ise yüzde 4,5 ile üniversitedir.
Literatürde birçok araştırmada da dikkat çekildiği üzere kadınların eğitime katılımının arttırılması ve bu konuda cinsiyet eşitsizliklerinin önüne geçilmesi hem topluma hem de ülke ekonomisine hatırı sayılır katkılar sunmaktadır. Özellikle gelişmekte olan Müslüman ülkelerde kadınların eğitim seviyelerinin bir hayli düşük olduğu öne sürülürken, bahsedilen ülkelerin planladıkları ekonomik kalkınma hedeflerine ulaşabilmeleri için bu gibi unsurlara ayrıca dikkat etmeleri gerektiği vurgulanmaktadır. Eğitimli kadınların topluma katkıları beşerî sermayenin artmasından sonraki kuşakların eğitim düzeyinin olumlu anlamda etkilenmesine kadar çok yönlü çıktılar ortaya koymaktadır (Yumusak, Bilen ve Ates, 2013: 1093).
Cinsiyet gibi eğitime katılım veya okullaşma yılı oranlarıyla doğrudan ilişkili bir diğer değişken ise ikamet edilen coğrafi bölgedir. Türkiye gibi hizmet, altyapı ve istihdam olanaklarının bölgeden bölgeye -bilhassa Batı’dan Doğu’ya- keskin biçimde değiştiği ülkelerde eğitime erişilebilirlik, bulunulan coğrafi konum ile bir hayli bağlantılı gözükmektedir. 2013 yılı verileri esas alınarak çıkarılan tablolara (Yeşilyurt, Karadeniz, Gülel, Çağlar ve Uyar, 2016) bakıldığında ortalama okullaşma yılı en yüksek 5 ilin 3’ünün büyükşehir belediyesi statüsünde olduğu görülmektedir. 6,51 olarak tespit edilen Türkiye ortalamasına en yakın 5 il; İçel, Rize, Kütahya, Karaman ve Malatya; ortalama okullaşma yılı en düşük 5 il ise Van, Muş, Şanlıurfa, Ağrı, Uşak olarak kaydedilmiştir. En düşük oranlara sahip 5 ilin 4’ünün Doğu şehri olması bölgesel ayrımların somut bir tezahürü şeklinde okunabilir. Bununla beraber, Doğu ve Güneydoğu şehirlerine yoğun biçimde öğretmen ataması yapılmasına rağmen buralarda öğretmen sayısının hâlâ az olması atananların bir süre sonra eş veya özür durumundan tayin istemesi ile açıklanmaktadır (“Atanan Çok, Kalan Az”, 2015).
Kaynakça
Atanan Çok, Kalan Az. (2015, 30 Eylül). Erişim adresi https://www.egitimreformugirisimi.org/atanan-cok-kalan-az/.
Duman, A. (2010). Female education inequality in Turkey: factors affecting girls' schooling decisions. International Journal of Education Economics and Development, 1(3), 243-258.
Yeşilyurt, M. E., Karadeniz, O., Gülel, F. E., Çağlar, A. ve Uyar, S. G. (2016). Türkiye’de illere göre ortalama ve beklenen okullaşma yılı. Pamukkale Journal of Eurasian Socioeconomic Studies, 3(1), 1-7.
Yumusak, I. G., Bilen, M. ve Ates, H. (2013). The impacts of gender inequality in education on economic growth in Turkey. Procedia-Social and Behavioral Sciences, 103, 1093-1103.
Bu analizi paylaş