Türkiye’de çalışma hayatını ilgilendiren bir diğer konu ise emeğin örgütlenmesi ve sendikalaşmadır. 1980’lerden sonra egemen olan sanayi sonrası üretim sistemleri ve neoliberal ekonomi politikaları tüm dünyada fiili ve hukukî olarak emeğin örgütlenmesini zorlaştırmış ve sendikalaşma oranlarını düşürmüştür. Türkiye’de de bu dönemde sendikalaşma oranlarında ciddi bir düşüş yaşanmıştır. Ancak 2010 sonrası dönemde az da olsa sendikalaşmada bir artışın başladığı görülmektedir.
Sendikalı işçi sayısı ve oranı detaylı olarak ele alındığında, 2011 yılı temmuz ayı verilerine göre, sendikalı işçi sayısı 1 milyon 189 bin iken oranı yüzde 9,68’e tekabül etmektedir. 2019 yılına kadar sendikalı işçi sayısı ve oranlarındaki artış devam etmiştir. 2019 yılında sendikalı işçi sayısı 1 milyon 894 bin oranı yüzde 13,76’dır. 2020 yılında sendikalı işçi sayısı bir önceki yıla göre yüzde 2,75 artarak 1 milyon 946 bin 165 olmuştur. Sendikalı işçi oranı ise bir önceki yıla göre 0,1 puan düşerek yüzde 13,66 olmuştur.
Sendikalaşma oranları da son yıllarda küçük adımlarla artmaktadır. 2013 yılında kayıt içi sigortalı işçileri esas alan resmi sendikalaşma oranı yüzde 9,21 iken fiili sendikalaşma oranı yüzde 7,7 olarak gerçekleşmiştir. 2020 yılına geldiğimizde resmi sendikalaşma oranı yüzde 13,84 olmuştur. Kayıtlı ve kayıtsız tüm işçileri esas aldığımızda fiili sendikalaşma oranı ise yüzde 12,1 olarak gerçekleşmiştir. Bir başka deyişle 2020 Temmuz ayı itibariyle 14 milyon 251 bin 655 kayıt içi işçiden 1 milyon 946 bin 165’i sendikalıdır.
Sendikalı işçi sayısının ve bu sayının toplam işçilere yüzdesinin az olması, çalışma koşulları ve ücretler bakımından işçi sınıfı lehine düzenlemelerin gerçekleştirilmesi yönünde bir baskı oluşturmayı zorlaştırmaktadır. Yalnızca ücretler bağlamında değil, iş sağlığı ve güvenliği noktasında da işçi örgütlenmeleri kilit role sahiptir. Madenler, fabrikalar, inşaatlar vb. yüksek risk taşıyan iş yerlerinde iş güvenliği uygulamalarının bulunması, tedbirlerin teftiş edilmesi ve tazminat haklarının temin edilmesi gibi durumlar için sendikal örgütlenme ve mücadele elzemdir. Emeğin örgütlü mücadele verdiği ülkelerde işçi sınıfının refahının daha yüksek olduğu, genel olarak emeğin çalışma koşullarının daha olumlu bir tablo çizdiği görülmektedir.
Sendikalaşma oranları ile ilgili bir diğer konu ise toplu iş sözleşmesidir. Tüm sendikalı işçiler toplu iş sözleşmesi yapabilecek durumda değildir. Zira toplu iş sözleşmesi için iş yerinde ve iş kolunda belirli bir oranda sendika üyeliği şartı bulunmaktadır. Bu sebeple sendikalaşma aslında toplu iş sözleşmesi bakımından değerlendirilmelidir. Şekil incelendiğinde, 2020 yılı haziran ayı itibariyle 1 milyon 946 bin 165 sendikalı işçinin yüzde 67,13’ü (1 milyon 306 bin 506 işçi) toplu iş sözleşmesi kapsamında iken yüzde 38,87’si (639 bin 659 işçi) de toplu iş sözleşmesi kapsamı dışındadır. Önceki yılla kıyaslandığında toplu iş sözleşmesi kapsamındaki sendikalı sayısının yüzde 3,05’lik bir artış yaşadığı görülmektedir. Bu artış toplu iş sözleşmesine sahip işçi sayısının artması bakımından önemli ve olumludur. Ancak yüzde 38’lik geniş bir kesimin toplu iş sözleşmesinden mahrum kalması kabul edilebilir olmaktan da uzaktır. Aynı iş kollarında farklı federasyonlardan sendikaların örgütlenme yarışı, işçi sınıfını bölen ve böldükçe gücünü azaltan bir anlama sahiptir. Toplu iş sözleşmesine sahip olmayan işçilerin büyük çoğunluğu bu sendika rekabetinin kurbanıdırlar.
Sendikalaşma, işçi haklarının korunması açısından önemlidir. Sendikalar ücretlerin artması ve çalışma koşullarının iyileşmesinde ciddi bir etkiye sahiptir. Devlet müdahalesini sınırlandırmak ve pazarlık gücünü artırmak için sendikaya üye olmak önemlidir. Şirketler açısından da sendikaya bağlı olmak daha fazla kazanç sağlamanın önünü açabilmektedir. Ülkemizde sendikalaşma oranlarında az da olsa bir iyileşme yaşandığı mevcut veriler ile görülmektedir. Ancak ülkemiz OECD ülkeleri arasında düşük sendikalaşma oranına sahiptir. Bu durum göstermektedir ki ülkemizde refah seviyesini yükseltmek, iş kazalarını azaltmak, güvenli bir çalışma ortamı oluşturmak ve toplu iş sözleşmelerini artırmak amacıyla sendikalaşma eğilimi daha da artmalıdır. Böylece eşit olmayan koşulların düzenlenmesi, şahsi otoritelerden öte denetim mekanizmalarının oluşmasını sağlayacak, ekonomik ve sosyal koşullar daha da iyileşecektir.
Bu analizi paylaş