Toplumsal ve ekonomik bir planlama yaparken eğitim planlamasını bunun dışında tutmak mümkün değildir. Toplumsal yapıda doğrudan ve dolaylı birçok etkiye sahip eğitim planlamasında ise finansman kaynakları ve bunların ne derecede ihtiyaca cevap verdiği irdelenmelidir. En geniş ifadeyle; eğitime ayrılacak kaynak miktarı, bunun eğitim programlarına ve hizmetlerine göre dağıtılması eğitimde bütçelemedir.
Burada önemli bir diğer husus ise eğitim bütçelerinin kullanım amacıdır. Bütçenin artması tek başına anlamlı bir gösterge değildir. Örneğin eğitim bütçesinin artışına paralel olarak bütçe içerisinde personel harcamalarına ayrılan payın artması esasında olumlu ve nitelikli bir artışa işaret etmez. Eğitim yatırımlarına ayrılan pay artmadıkça nitelikli ve umut vadeden bir artıştan bahsetmek güçtür.
Eğitim bütçelerinde en az paya sahip olan ÖSYM’dir. MEB, YÖK ve üniversite bütçeleri son beş yılda artış göstermiş ve salgın dönemi de buna dahil olmak üzere ÖSYM bütçesi haricinde herhangi bir azalma yaşanmamıştır. Ancak tüm bu bütçe değerlerindeki nominal artışlar tek başına anlam ifade etmekten yoksundur. Reel artışı görmek için bu bütçelerin GSYH ve merkezi yönetim bütçesine oranlarına bakmak gerekir.
MEB bütçesinin GSYH’ye oranı 2016 yılında yüzde 2,93 iken 2021 yılı itibarıyla yüzde 2,6’ya gerilemiştir. MEB bütçesinin merkezi yönetim bütçesine oranı ise yaklaşık 3 puan azalmıştır. Benzer şekilde YÖK ve Üniversite bütçelerinin de GSYH’ye ve merkezi yönetim bütçesine oranla düşüş eğiliminde olduğu görülür.
Eğitim için ayrılan yatırım miktarı dalgalı bir seyir izlenimi verse de genel bir azalma hakimdir. 2017’den itibaren yaşanan kur hareketliliğinin ardından salgın ile başlayan durağanlık sürecinin eğitime ayrılan paylarda personel giderlerini artırdığı ve bunun yatırımların azalmasına sebep olduğu ifade edilebilir. Eğitimin uzaktan yapıldığı 2020 yılında mal ve hizmet alımlarına ayrılan payın eksiye düştüğü ancak 2021’de hijyen ve sağlık gerekçesiyle aynı kalemde normalin üstünde bir artış olduğu anlaşılabilir. Sermaye giderlerinde 2021 yılında görülen yüzde 93’lük artış ise dikkat çekicidir.
Öğretmen maaşlarında son beş yılda TL bazında artış yaşanırken dolar kuru bazında belirgin bir düşüş göze çarpar. Öğretmen maaşlarının dolar kuruna dönüştürülmesinde 1 Temmuz tarihi esas alındığından 2021 yılı maaşının dolar kuru bazında karşılığı yanıltıcı olabilir. Nitekim 1 Temmuz’da 8,64 TL düzeyinde olan kur, 31 Aralık itibarıyla 13 TL civarına gelmiştir.
Öğrenci başına düşen yıllık harcama miktarları son beş yılda TL bazında artarken dolar kuru bazında belirgin bir düşüş göstermiştir. Azalma eğiliminin en az yaşandığı kademe, ortaöğretim kademesi olmuştur. En fazla azalma ise okul öncesi ve yükseköğretimde yaşanmıştır.
Eğitimin en temel finansman kaynağı merkezi yönetim bütçesinden ayrılan paydır. Bunun yanı sıra il özel idareleri bütçesi, dış ülkeden gelen kredi ve burslar, okul-aile birliği gibi finansman kaynakları olsa da merkezi yönetim bütçesi kadar etkili değildir. MEB, YÖK ve üniversite bütçelerinin GSYH’ye ve merkezi yönetim bütçesine oranla düşüş göstermesi eğitimin nicelik ve niteliği için kritiktir. Eğitime ayrılan bütçenin temel ihtiyaçları dahi karşılamada güçlük çekeceği öngörülebilir.
Bu anlamda merkezi yönetim bütçesinde eğitime ayrılan payın artırılması zorunlu bir gerekliliktir. Öğretmen maaşlarındaki kısmi artış yeterli düzeyde değildir. Sözleşmeli ve ücretli çalışan iş güvencesinden yoksun öğretmenlerin durumu ise ciddi bir sorundur. Eğitim gibi hayati bir meselede nitelik artışı sağlayabilmek için finansman sorununu çözmeyi öncelemek önemlidir.
Bu analizi paylaş