Sağlık çalışanlarının çoğunlukla hasta veya hasta yakınlarından gördükleri fiziksel, sözlü veya cinsel şiddet, Türkiye’de olduğu kadar dünya ülkelerinde de yaygınlaşmaya başlayarak çok boyutlu, tehlikeli ve kritik bir sosyal mesele haline gelmiştir. Bu doğrultuda, Avustralya’da hemşireliğin sağlık sektörü içerisinde hasta şiddetine maruz kalma riski en yüksek meslek grubu olduğu ileri sürülmüştür. Öyle ki, hemşirelerin sözel ve fiziksel istismara son derece sık maruz kalması artık bu durumun işin bir parçası gibi görülmesine hatta normalleşmesine tedirgin edici biçimde yol açmaktadır (Pich, Hazelton, Sundin ve Kable, 2010, s. 268).
Benzer şekilde ABD’de de sağlık sektörü şiddet olaylarının en sık görüldüğü sektörler arasında yer almasına rağmen, araştırmacıların henüz istatistiksel açıdan anlamlı, evrensel düzeyde başvurulabilecek risk azaltma yöntemleri keşfedemedikleri belirtilmiştir (Phillips, 2016, s. 1661). Örneğin kurumlara yerleştirilecek metal detektörlerin sağlıkta şiddeti teoride azaltabileceği varsayılırken, bu beklentiyi temellendirecek somut bir kanıt mevcut gözükmemektedir (Phillips, 2016, s. 1665). Bilhassa risk faktörlerini azaltmanın ve koruyucu/önleyici teşebbüsleri arttırmanın şiddetle mücadeledeki önemi hesaba katılarak eyleme geçilmesi anlamlıdır.
Şiddet eylemini tetikleyici faktörler arasında ruh sağlığı bozuklukları, uyuşturucu veya alkol kullanımı, kriz durumlarıyla baş edememe, silah sahipliği ve şiddet mağduru olma yer almaktadır. Bununla beraber, kurumların ve politika yapıcıların dikkate alması gereken temel nokta işyerinde şiddetin olumsuz sonuçlarını önlemeye yönelik kanıtlanmış tek stratejinin etkili bir şiddeti önleme programı olduğudur (Gillespie, Gates, Miller ve Howard, 2010, s. 184). Özelde sağlıkta şiddet, genelde ise şiddetin en girift boyutu toplumsal kabul ve onayların şiddete meşruiyet alanı açmasıyla ortaya çıkmaktadır. Örneğin, şiddetin gerekçelendirilebilir bir olgu gibi görüldüğü sosyal bağlamlarda şiddet kaçınılacak değil, aksine sorun çözmede başvurulabilecek işlevsel bir araç gibi değerlendirilmeye başlanır (Yeşilbaş, 2016, s. 47). Bu bağlamda medya platformlarında şiddet haberlerinin sunuluş biçiminden toplumsal onay mekanizmalarına kadar çok yönlü bileşenlerin failleri cesaretlendirici bir söylemden uzak olması önemlidir.
Türkiye’de sağlık personeline yönelik şiddetin yaygınlığını analiz etmek amacıyla Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Sağlık-Sen) tarafından yayınlanan raporlar aydınlatıcı veriler içermektedir. Güncel olarak 2021 raporu şiddete maruz kalmış sağlık çalışanlarını branşlarına göre ele almaktadır. Bu bağlamda 2021 senesinde en çok doktorların, ardından diğer kategorisindeki sağlık çalışanlarının, akabinde hemşirelerin şiddet mağduru olduğu görülmektedir. Sağlıkta şiddet vaka sayıları ay özelinde incelendiğinde ise 2021 Ekim itibarıyla hızla tırmanan trendin Aralık’ta en yüksek değere ulaşması dikkat çekicidir.
Bunlarla beraber, geçmişle mukayeseli bir analiz elde edebilmek için 2013 raporunun verilerini gözden geçirmek anlamlı olacaktır. Söz konusu senede sağlık çalışanlarının maruz kaldıkları şiddetin hangi biçimlerde gerçekleştiğine bakıldığında en yaygın tipin psikolojik (sözel) şiddet olduğu, ardından fiziksel ve cinsel şiddetin geldiği görülmektedir. 2021’e gelindiğinde sağlık çalışanlarının yüzde 85,3’ünün hem fiili hem sözel şiddete uğradığı tespit edilmiştir. Faillerin yüzde 37’sinin göz altına alınıp serbest bırakılması, yüzde 34’ü için işlem dahi yapılmaması şiddet olaylarında cezasızlığın oynadığı rolü tekrar hatırlatmaktadır. Son olarak, 2020 yılında Temmuz’dan Aralık ayına değin 117 şiddet olayının yaşandığı ve 231 kişinin mağdur edildiği görülmektedir. Sağlık çalışanlarının oldukça büyük çoğunluğunun doğrudan veya dolaylı olarak maruz kaldığı şiddet ülkemizde mevcut durumun vehametine işaret etmektedir.
Sağlık alanındaki şiddetin Türkiye’de bu denli sık karşılaşılır bir olguya dönüşmesinin ardında Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın eksikliklerinin olduğu ve saldırganlara caydırıcı yaptırımların uygulanmadığı kimi taraflarca öne sürülmektedir. Buna göre, bahsedilen program kapsamında hasta başına ayrılan sürenin kısalması, hekimliğin puana indirgenerek mesleğin itibar ve kıymetinin aşındırılması, ticari kaygıların öncelik alınmasıyla emeğin değersizleşmesi ve hekimlerin kamuoyuna “paragöz” bir imajla lanse edilmesi kışkırtıcı bir zemin meydana getirmektedir (Elbek ve Adaş, 2012, s. 4).
Kaynakça
Elbek, O ve Adaş, E. B. (2012, Mayıs). Şiddetin Gölgesinde Hekimlik. 31 Mayıs 2022 tarihinde https://www.istabip.org.tr/ebulten/son/bulten_2012_2/siddetato.pdf adresinden erişildi.
Gillespie, G. L., Gates, D. M., Miller, M. ve Howard, P. K. (2010). Workplace violence in healthcare settings: risk factors and protective strategies. Rehabilitation Nursing, 35(5), 177-184. doi:10.1002/j.2048-7940.2010.tb00045.x
Phillips, J. P. (2016). Workplace violence against health care workers in the United States. New England Journal of Medicine, 374(17), 1661-1669.
Pich, J., Hazelton, M., Sundin, D. ve Kable, A. (2010). Patient‐related violence against emergency department nurses. Nursing & Health Sciences, 12(2), 268-274.
Sağlık-Sen. (2022, Ocak). Genel Başkan Durmuş: 190 Şiddet Olayında 316 Sağlık Çalışanı Mağdur Oldu. 31 Mayıs 2022 tarihinde https://www.sagliksen.org.tr/haber/10831/genel-baskan-durmus190-siddet-olayinda-316-saglik-calisani-magdur-oldu adresinden erişildi.
Yeşilbaş, H. (2016). Sağlıkta şiddete genel bakış. Sağlık ve Hemşirelik Yönetimi Dergisi, 1(3), 44-54.
Bu analizi paylaş