Sosyal güvenlik sistemi; bireylerin karşılaşması muhtemel toplumsal ve ekonomik risklere karşı devlet-birey iş birliğinde alınan tedbirleri ifade etmektedir. Bir kamu harcama programı olarak sosyal güvenlik sistemi, işsizlik, yaşlılık, yoksulluk ve herhangi bir çalışamazlık durumunda meydana gelebilecek muhtemel olumsuzlukları hafifletmeyi ya da yok etmeyi sağlayan önlemleri içerir. Uzun vadeli sigorta yahut emeklilik sigortası, sosyal güvenliğin en bilinen türüdür. Bunun dışındaki kısa vadeli sigortalar ise hastalık, doğum, iş kazası, meslek hastalığı ve işsizlik gibi durumlarda işleme alınır. Ayrıca sosyal hizmet ve yardımlar da sosyal güvenlik kapsamında bulunmaktadır.
1990’lı yıllardan beri, küreselleşmenin de etkisiyle yaygınlaşan ekonomik toplumsal sorunlarla mücadele etmek üzere nüfusun geniş kesimleri sosyal güvenlik kapsamına alınmıştır (Ünal ve Afşar, 2021). Son 15 yıl içerisinde, ülke genelinde yaşlı nüfusun artışının da etkisiyle aktif/pasif oranı bozulmuş ve kayıt dışı ekonomik girişimler yaygınlaşmıştır. Bununla birlikte sosyal güvenlik harcamaları her geçen gün artmıştır.
Sosyal güvenlik hizmetlerine dâhil olan nüfusa dair şekil incelendiğinde sosyal güvenlik hizmetlerinin kapsama alanının neredeyse sürekli genişlediği görülecektir. 2008’den 2020’ye dek geçen sürede yüzde 80’den yüzde 87’ye çıkan sosyal güvenlik sistemine dâhil olan nüfus oranı, Türkiye’de sosyal güvenlik hizmetlerinin kapsayıcılığını artırdığını gösterir niteliktedir.
[graph_a880af0c9fe23a1221d637f0ada676715b484bd1]
Gümüş’ün (2010) Türkiye’nin sosyal güvenlik sisteminin ekonomik, finansal, yönetsel, politik ve demografik sorunları hakkındaki çalışmasına göre; sosyal güvenlik sisteminin temel finansal sorunu, sistemin gelirlerinin giderlerini karşılayamamasından ve bu gelir-gider dengesinin yönetilememesinden kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte Türkiye’nin nüfusunun giderek yaşlanması ve sosyal güvenlik kapsamının genişletilmesine bağlı olarak sisteme gelir katkısı olmayanların da kapsama dâhil edilmesinden dolayı bağımlı nüfus oranının artması demografik sorunu işaret etmektedir.
Şekilde sosyal güvenlik hizmetlerinden faydalananların türlerine göre tasnifi ve aktif-pasif oranının yıllara göre değişimi verilmiştir. Sosyal güvenlik sistemi için ideal durum aktif sigortalılar ile aylık alanların oranının sistemin dengesi için aktif-pasif oranının en az “4” olmasıdır. Bu orana göre dört çalışanın sigorta primleri bir emekli aylığı edecektir. Ancak şekilde görüldüğü üzere Türkiye’de aktif-pasif oranı yıllardır 2’nin altında seyretmektedir. Bu demektir ki, bir emeklinin aylık geliri ortalama iki çalışanın sigorta primleri ile ancak karşılanmaktadır. Finansman yükü, adil ve dengeli paylaştırılmadığı için çalışanların prim yükü ağırlaşmaktadır. Bu da nihayetinde kayıt dışılığı besleyen bir etki meydana getirmektedir. Aktif-pasif oranına ilaveten, emeklilik sonrası yaşam süresinin artışı ve gençlerin emek piyasasına geç girişi sistemin sürdürülebilirliğini tehlikeye sokan diğer faktörlerdendir.
[graph_f73d9b88a668a672326099a08c3ef5793c1247c5]
Aktif-pasif dengesinin bozulmasının önemli nedenlerinden biri de 90’lı yıllarda genel seçimler öncesinde emeklilik yaşlarının indirilmesi sonucu biriken emekli nüfustur. Hükümetler kanun yoluyla asgari emeklilik yaşında değişiklikler yapmış, genç emekliler yığınları oluşmasına sebebiyet vermiştir. Mevcut değerlere bakıldığında sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğinin garantisi olmadığı görülmektedir. Bu nedenle bu konuda gerekli önlemlerin zaman kaybedilmeden alınması gerekmektedir.
Sosyal güvenlik sisteminin mali durumunu özetleyen şekle göre sistem her yıl belli miktarda açık vermektedir ve son iki senedir açık miktarı artmaktadır. Verilen bu açıklar Hazine’nin ekstra finansmanıyla kapatılmaktadır. Yukarıda bahsedilen demografik ve finansal sorunun mali yansıması olarak da okunabilecek bu şekilden hareketle Türkiye’nin sosyal güvenlik sisteminin gelir-gider dengesi daha fazla bozulmadan önlemlerin alınması gerektiği söylenebilir.
Sosyal güvenlik harcamaları mukayese edildiğinde Türkiye’nin AB’nin oldukça gerisinde kalmış olduğu görünmektedir. Ekonomik büyümeyi olumlu yönde etkilediği tespit edilmiş olan sosyal harcamaların daha etkili biçimde kullanılması yalnızca toplumsal refahı tüm kesimlere yaymayacaktır, aynı zamanda ekonomik büyümenin de sağlıklı biçimde gerçekleşmesini sağlayacaktır.
Kaynakça
Gümüş, E. (2010). Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi: Mevcut durum, sorunlar ve öneriler. İstanbul: SETAV.
Ünal, S. ve Afşar, E. (2021). Türkiye’de sosyal güvenlik harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki: Eşbütünleşme analizi ve granger nedensellik testi. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (45), 430-439.
Bu analizi paylaş