Sosyal medyanın aşırı kullanımını bağımlılıkla ilişkilendiren ruh sağlığı literatürü, bu bağımlılığın bilhassa ergenler söz konusu olduğunda daha tehlikeli bir boyuta taşınabileceğini ileri sürmektedir. Buna göre; uygunsuz içerik, çevrim içi gizlilik sorunlarının anlaşılamaması, siber zorbalık, reklam manipülasyonu gibi birçok risk özelde sosyal medya ve genelde internet kullanım alışkanlıklarının ölçüsüzlüğüyle yakından alakalıdır (O’Keeffe ve Clarke-Pearson, 2011, s. 801). Kişinin geçirdiği duygusal/psikolojik süreçlerin ve bu konulardaki yoksunluğunun bağımlılık davranışı geliştirmesinde önemli derecede etkili olduğu varsayılmakla beraber, sosyal medya bağımlılığının da ilgili araştırmalarda ekseriyetle bu çerçevede ele alındığı söylenebilir.
2016 yılında uygulanan geniş kapsamlı kesitsel bir araştırmada psikiyatrik rahatsızlıklara dair semptomların bağımlılık yaratan sosyal ağ ve video oyunları ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir (Andreassen vd., 2016, s. 58). Bununla beraber, yine aynı çalışmada sosyal medyanın bağımlılık yapıcı kullanımının DEHB, OKB, kaygı ve daha düşük depresyon düzeyleri ile pozitif yönde ilişkili olduğu saptanmıştır. Yine hayat standartları üzerinden bakıldığında yaşam memnuniyetinin de internet ve sosyal medya bağımlılığı üzerinde belirleyici etkileri olduğu öne sürülmektedir. Bu bağlamda, bağımlı kişilerin yaşam memnuniyetlerini düşüren ve onları internet teknolojilerine yönelten köklü sorunların kaynakları üzerinde durmak anlamlıdır (Longstreet ve Brooks, 2017, s. 73).
We Are Social ve Hootsuite platformlarının iş birliğiyle hazırladığı yıllık raporlara göre Türkiye’de sosyal medya kullanım yaygınlığı 2015’te yüzde 52 iken 2020’ye değin düzenli artarak yüzde 64’e çıkmıştır. Benzer şekilde, aktif sosyal medya kullanıcı sayısı da bahsedilen dönemde 40 milyondan 54 milyona yükselerek yüzde 35 artış göstermiştir. Simsek, Elciyar ve Kizilhan (2019) 397’si lise, 303’ü üniversiteye giden 700 kişinin katılım gösterdiği araştırmalarında öğrenciler arasında orta düzey sosyal medya bağımlılığı tespit etmişlerdir. Özellikle başarılı okullardan lise öğrencilerinin sınav kaygısı ve stresle baş edebilmek amacıyla forum ve web sitelerini kafa dağıtıcı bir araç gibi kullanmaları bu noktada ilgi çekici bir bulgudur (Simsek, Elciyar ve Kizilhan, 2019, s. 115).
Bununla beraber, Türkiye’de 16-64 yaş arası internet kullanıcılarının sosyal medyada geçirdikleri günlük ortalama süre seneler içinde iniş ve çıkış göstererek dalgalı bir seyir izlemiştir. Güncel olarak 2020’de 171 dakika ölçülen bu skorun dünya ortalaması 144 dakikanın üzerindedir. 2020’de en çok kullanılan sosyal medya platformlarına bakıldığında ise birinci sırada yüzde 90 oranla Youtube’un; ardından da sırayla Instagram, Whatsapp, Facebook ve Twitter gibi uygulamaların geldiği görülmektedir.
Bağımlılığın bir netice olarak ele alınması bu denli yaygınlaşan bir sorunu ortaya çıkaran zemini anlamayı daha da önemli hale getirmektedir. Günümüzde neredeyse tüm uygulama ve platformların kolay dopamin mekanizması üzerine tasarlandığı ve sosyal medya reklam/alışveriş endüstrisinin şirketler için epey kârlı bir pazara dönüştüğü düşünülürse; işin tasarım ve yazılım boyutundakilerin bağımlılık kontrolüne hiç yardım etmediği gibi aksine bunu tetiklemeyi hedeflediklerini görmek kolaydır. Sosyal medya beğeni ve yorumları, dikkat çekici bildirimler, hedonik tüketim merkezli internet alışverişi dahil birçok faktör doğası gereği oldukça ödüllendiricidir ve bu işleyişte internet platformlarının taklit ettiği “sanal sosyal dünya” bireylerdeki mutluluk, memnuniyet ve haz duygularını hızlı biçimde yükseltir.
Ancak gerçek bir bedel ödemeden, eforsuz biçimde ulaşılan bu anlık ve yoğun hazlar geçicidir; geçtikten sonra da kişiler daha fazlasını ararlar (Burhan ve Moradzadeh, 2020, s. 1). Bir nevi havuç-sopa denklemi üzerinden pekiştirilen bağımlılık davranışı, uzun vadede kişilerin benlik algılarının zedelenmesinden depresyon ve anksiyeteye birçok ciddi rahatsızlığın kapısını aralar. Güvencesizleşmenin, belirsizliğin ve kaygının norm haline geldiği iktisadi ve toplumsal bir paradigmada, günlük hayatın stres ve endişesinden uzaklaşmayı arzulayan kişiler için sosyal medya tabiri caizse bir kaçış rampası haline gelmektedir. Burada problemin başlangıç noktasını bireylerin duygusal taleplerinden gündelik seçimlerine kadar hayatın tüm mikro ve sözde apolitik gözüken alanlarına sızan ve bunları denetleyen bir ekonomik ve politik modelin inşasında aramak, elbette yol göstericidir.
Kaynakça
Andreassen, C. S., Billieux, J., Griffiths, M. D., Kuss, D. J., Demetrovics, Z., Mazzoni, E. ve Pallesen, S. (2016). The relationship between addictive use of social media and video games and symptoms of psychiatric disorders: A large-scale cross-sectional study. Psychology of Addictive Behaviors, 30(2), 252-262.
Burhan, R. ve Moradzadeh, J. (2020). Neurotransmitter dopamine (DA) and its role in the development of social media addiction. Journal of Neurology & Neurophysiology, 11(7), 1-2.
Longstreet, P. ve Brooks, S. (2017). Life satisfaction: A key to managing internet & social media addiction. Technology in Society, 50, 73-77.
O'Keeffe, G. S. ve Clarke-Pearson, K. (2011). The impact of social media on children, adolescents, and families. Pediatrics, 127(4), 800-804.
Simsek, A., Elciyar, K. ve Kizilhan, T. (2019). A comparative study on social media addiction of high school and university students. Contemporary Educational Technology, 10(2), 106-119.
Bu analizi paylaş