AR-GE (araştırma-geliştirme), genel olarak piyasa koşullarında üretilecek ürünün veya bilginin niteliğini ve özelliklerini maksimize edilmiş hale getirmeyi amaçlar. Bir ürünün veya bilginin üretiminden önce yapılacak fizibilite, planlama ve perspektif geliştirme pratiklerinin tamamı AR-GE faaliyetleri kapsamında değerlendirilebilir.
Türkiye’de yapılan AR-GE harcamaları 2010 yılından beri istikrarlı bir şekilde artıyor. 2010 yılında 9,3 milyar TL olan bu miktar, 2022'de yaklaşık yirmi katına çıkarak 198,7 milyar TL oldu. Bu anlamda Türkiye, 2010 yılından beri endüstriyel olarak çeşitlenmesi ve değerli mal üretiminin yükselmesi sonucunda AR-GE’deki artış trendini yakalamıştır. Buna paralel olarak AR-GE harcamalarının GSYH içindeki payı da yükselme eğilimindedir. Buna rağmen 2022’de bu oranda ufak bir daralmanın olduğu görülüyor. Ekonomide hakim olan enflasyon etkisinin AR-GE yatırımlarında negatif etkisi bulunduğu söylenebilir.
AR-GE çalışmaları çoğu zaman önemli bir maddi kaynağın varlığını beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda Türkiye’de AR-GE faaliyeti yürüten özel ve kamu iştirakleri çalışmalarını yürütebilmek için çeşitli ayrıcalıklardan ve fonlardan faydalanabilmektedir. Özellikle özel sektörün AR-GE ve yenilik faaliyetlerinin maliyetlerini düşürmek ve araştırmadan çıkacak faydayı arttırması konusunda geniş ve farklı teşvik yollarının oluşturması önemli bir yerde durmaktadır. Türkiye’de kurumlar vergisi istisnasından sigorta prim desteğine, KDV istisnasından temel bilimler alanından mezun personel için ek desteğe kadar geniş bir alanda teşvikler sunulmaktadır.
AR-GE’nin teşvik edilmesiyle ilgili gelişmeler yayımlanan istatistikler üzerinden de rahatlıkla görülebilmektedir. 2022 yılında AR-GE faaliyetleri için gerçekleştirilen harcama 53 milyar 844 milyon TL olurken, bu AR-GE harcaması merkezi yönetim bütçesinin %1,66’ını oluşturdu. Vergi istisnaları ve birçok bürokratik süreçte sağlanan kolaylıkların yanı sıra yapılan destek ise 2022 yılında 25 milyar 722 milyon TL olarak hesaplanmıştır.
AR-GE teşvikleri oldukça geniş bir alanda gerçekleşmesi önemli bir olgudur. Bu doğultuda 2022 yılında devlet destekli fonlar ilk olarak genel bilgi gelişimi için üniversiteler hedefine sunulmuştur. Üniversiteler tüm fon teşviğinin %63,3'ünü alırken, bunu sırasıyla %10,9 ile savunma, %6,1 ile endüstriyel üretim ve teknoloji ve %4,9 ile genel bilgi gelişim hedefleri takip etmiştir.
Üniversitelerin AR-GE harcamalarındaki payının büyüklüğünün, AR-GE personelinin eğitim durumu göz önünde bulundurularak değerlendirilebilir. Öyle ki AR-GE personel kapasitesinin arttırılması öncelikle eğitim niteliğinin varlığıyla gerçekleşebilir. Bu anlamda 2022 yılında AR-GE personelinin %37,3'ü lisans, %29,7’si doktora, %23,7’si yüksek lisans, %4,8’i meslek yüksekokulu ve %4,6’sı lise ve altı eğitim düzeyine sahipken, 2022 yılında AR-GE sektöründe çalışan araştırmacıların %50,5’i yükseköğretim kurumlarında yer almaktadır.
Gelişmiş veya gelişmekte olan ekonomilerin çoğu AR-GE süreçlerine gün geçtikçe giderek daha fazla yatırım gerçekleşmektedir. Bunun başlıca sebepleri arasında küresel üretimin post-fordist nitelik kazanması, üretimin Küresel Güney’e taşınması ve küreselleşmenin kendisini teknoloji, değerli mal ve bilgi üretimiyle birlikte oluşturuyor olmasından söz edilebilir. Bu anlamda gelişen bu koşullar ve küreselleşen bu dünyada ekonomisinde rekabetin önemli bir göstergesi olarak inovasyonun önemi reddedilmez. İnovasyonun ve ürünün niteliğinin piyasada oluşan koşullarla “piyasanın gizli eli” neticesinde ortaya çıkması ve devlet tarafından desteklenen inovasyon süreçlerinin pozitif ekonomik büyümeye katkıda bulunması olmak üzere devletin piyasaya müdahalesiyle ilgili iki görüş bulunmaktadır (Karahan ve Yılgör, 2018). TÜİK verileri merkeze alındığında Türkiye’de AR-GE yatırımlarının önemli bir kısmında devlet harcamalarının belirgin bir paya sahip olduğu görülmektedir. Zira Türkiye’de 2019 yılında özel sektörün tüm AR-GE harcamalarının %51,6'sını ve genel kamu teşebbüslerinin toplamının bu harcamaların %48,4’ünü oluşturduğu görülür. 2022 yılına gelindiğinde ise özel sektörün payı %50,19’a, kamunun ise %49,8’e ulaşmıştır.
AR-GE insan kaynağındaki değişim 2010 yılından 2022’ye kadar gözle görülür bir biçimde artarken, sektörel farklılaşmalar da göze çarpmıştır. Bu neticede 2010 yılında AR-GE sektöründe çalışanların %31,2’si özel sektörde, %9,2’si kamuda ve %60’ı yükseköğretimde yer alırken 2022 yılında bu oranlar sırasıyla %50,27, %2,95 ve %46,8 olmuştur. Bu anlamda özel sektörün AR-GE istihdamı konusunda önemli atılımlar yaptığı söylenebilir.
AR-GE’nin ekonomi üzerindeki pozitif katkısının incelenebileceği en önemli göstergelerden bir tanesi ekonomik büyümedir. Zira ekonomik büyüme iş kollarının çeşitlenmesi, değerli mal üretimindeki artış ve bilgi üretiminin nitelikli hâle gelmesini beraberinde getirir (Bassanini vd., 2001). Bu açıdan incelendiğinde Türkiye’deki AR-GE sektörünün gelişimini AR-GE harcamalarının GSYH içerisinde payı üzerinden takip etmek faydalı olabilir. 2009 yılında AR-GE harcamaları GSYH içerisinde %0,85'lik bir paya sahipken, 2022 yılında bu oran %1,32'ye yükselmiştir.
Türkiye’deki ekonomik büyüme göstergeleri ve AR-GE alanına yapılan yatırımların dağılımının inişli çıkışlı yapısı ve GSYH hesaplamalarında istikrarının sağlanamaması gibi durumlar göz önünde bulundurulduğunda her ne kadar özel sektör insan kaynağının çoğunluğuna sahip olsa dahi harcamaların büyük bir çoğunluğunun hâlen kamu tarafından yapılıyor olması ve enflasyonist ekonomi modelinin benimsenmesi sonucunda inovatif ve değerli yatırımların serbest piyasada aktif rol oynayamaması AR-GE yatırımlarının ekonomi üzerinde net bir pozitif etki gösterememesine neden olmaktadır.
Kaynakça
Bassanini A., Stefano, S. ve Philip, H. (2001). Economic growth: The role of policies and institutions. OECD Economics Department Working Papers, 283.
Karahan, Ö. & Yılgör, M. (2018). Ulusal inovasyon sistemi içerisinde kamu ile özel sektör AR-GE faaliyetlerinin etkileşimi. Finans Politik ve Ekonomik Yorumlar, 640, 549-562.
Bu analizi paylaş