İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde ve birçok ülkenin anayasasında kabul edilen, insan onuruna yakışır bir yaşamı mümkün kılacak temel haklardan biri de konut hakkıdır. Konutun başlı başına temel haklardan biri olmasının yanı sıra güvenli ve sağlıklı bir yaşam alanı olarak nitelik bakımından da insana yakışır yaşam biçimini sunması gerekmektedir. Bu analiz kapsamında Türkiye’de temel insan haklarından olan konutun güvenli ve sağlıklı bir yaşam alanı olarak nitelik bakımından nasıl bir görünüm sunduğu veriler doğrultusunda değerlendirilecektir.
İkamet edilen binanın inşa yılına göre hanehalkı oranına bakmak hanehalklarının yaşadığı binaların niteliğiyle ilgili önemli bir göstergedir. 2021’deki verilere göre, 1960’lardan önce inşa edilmiş binalarda yaşayan hanehalkı oranı oldukça düşüktür. Bunda 1960’lardan itibaren artan kent nüfusuyla şehirleşme oranının da yükselmesinin etkili olduğu söylenebilir. Şehirleşmenin artmasıyla birlikte kentsel dönüşüm projeleri geliştirilerek kalabalık nüfusun yaşamasını sağlayacak yeni konutlar inşa edilmiştir. Bu nedenle hanehalklarının büyük oranının 1960 ve sonrasında inşa edilmiş binalarda yaşadığı görülmüştür.
Hanehalklarının %18,8 ile büyük bir kısmı 1991-2000 yıllarında inşa edilmiş binalarda yaşamaktadır. Bina inşa yılı deprem ve benzeri riskler söz konusu olduğunda ihmal edilemeyecek önemdedir. Bu mesele deprem riski bakımından düşünüldüğünde 1998’de yürürlüğe konan deprem yönetmeliği ve 1999 yılında meydana gelen Marmara depreminin ardından depreme karşı daha dayanıklı olduğu düşünülen hazır beton kullanılmaya başlanmıştır. Dolayısıyla bu yönetmeliğin gerisinde kalan 1997 yılından önce inşa edilen binalar daha riskli kabul edilmektedir. Ancak elbette son yıllarda inşa edilen binaların da ihmaller sebebiyle risk taşıyabileceği belirtilmelidir.
Yapıların kaç katlı olduğu ve kat yüksekliği depremin yıkıcı etkileri üzerinde belirleyici olan diğer bileşenlerdir. İnşaat mühendisliği literatüründe taban kesme kuvveti, yapının herhangi bir deprem esnasında oluşan sarsıntıda doğal titreşim yoluyla salınarak öteleme hareketi yapmasıyla katlar arasında oluşan kuvvettir (Kara, 2011). Bina kat sayısı ve kat yüksekliğiyle de yakından ilişkili olan bu kuvvet iyi belirlendiğinde kayıpların büyük ölçüde önlenebileceği düşünülmektedir. Yapıların kat adedi ve kat yüksekliği arttıkça yapıdaki taban kesme kuvveti azalmaktadır. Türkiye’de hanehalklarının %17,3’ünün 2 katlı binalarda yaşadığı görülür. Bunu %14,4 ile 5 katlı binalarda ve %13 ile 6 katlı binalarda yaşayan hanehalkları takip eder. 10 ve daha fazla katlı binalarda yaşayan hanehalkı oranının da %9,5’le önemli bir orana sahip olduğu görülür. Buradan hareketle, mevcut durumda hanehalklarının önemli bir oranının taban kesme kuvveti bakımından avantajlı binalarda yaşadığı söylenebilir. Ancak yeni yapılan binaların giderek daha yüksek olmasından hareketle bu oranların on yıl sonra değişeceği söylenebilir.
İkamet edilen konutların oda sayısına bakıldığında hanehalklarının %47,5’inin 4 odalı, %38,6’sının 3 odalı ve %6,3’ünün 2 odalı konutlarda yaşadığı görülür. İkamet edilen konutun oda sayısının hanehalkı tipine göre nasıl değiştiği incelendiğinde tek kişilik hanelerin %43’le 3 odalı konutlarda, eşler ve çocuklardan oluşan çekirdek ailenin ise %51,5 ile 4 odalı konutlarda yaşadığı görülür. Bu tablo hanehalkı ve konut özellikleri arasında yakın bir ilişki olduğunu göstermektedir. Hanehalklarının sosyo-demografik özelliklerinin tercih edilen konutun niteliklerini belirlediği ifade edilebilir.
Yaşanılan yerin konfor ve kolaylığını artıran önemli bir unsur da konutlarda kullanılan ısıtma sistemidir. Hanehalklarının konutlarda kullandığı ısıtma sistemine göre dağılımına bakıldığında %47,7’yle kat kaloriferinin ilk sırada yer aldığı görülür. Bunu %35 ile soba ve %11,2 ile merkezi kalorifer sistemi takip eder. Yaşanılan konutun sahip olduğu özellik ve nitelikler sağlıklı ve güvenilir yaşam bakımından oldukça önemli olmakla birlikte söz konusu konutların mülkiyet durumu da bireylerin temel yaşam haklarından olan konut hakkının önemli veçhesidir. Türkiye’de hanehalklarının %60,7’sinin ikamet ettikleri konutun sahibi olduğu ve %27,6’sının kiracı olduğu görülür. Mülkiyet durumunun vurgulanması gereken bir diğer yönü de deprem ve benzeri afetler söz konusu olduğunda özellikle ev sahibi olmayan hanelerin haklarının ne olacağıdır. Böylesi bir mağduriyete mahal vermemek adına mülk sahibi olmayanlara yönelik konut politikalarıyla ilgili kayda değer adımlara ihtiyaç duyulmaktadır.
Kaynakça
Kara, E. (2011). Deprem yönetmeliklerinin taban kesme kuvveti hesap yöntemleri bakımından incelenmesi ve karşılaştırılması. [Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi]. Sakarya Üniversitesi.
NOT: Bu analiz yazısı Hanife Kalkan tarafından kaleme alınmıştır.
Bu analizi paylaş