Türkiye’de her eğitim seviyesinde okullaşma son yirmi yılda hedeflenen bir politika oldu. Özellikle okul öncesi yaş gruplarının okullaşma düzeyinde istikrarlı bir artış yaşanmıştır. Bununla birlikte 2020-2021 eğitim öğretim yılında salgın nedeniyle önemli bir azalma olmuştur.
İlkokul kademesinde ise okullaşma oranı bazı yıllar artarken bazı dönemlerde durağan seyretmiş; ortaokul kademesinde de geçtiğimiz yıl önemli bir azalma yaşanmıştır. Ortaöğretimde durağan bir döneme girildiği söylenebilir. Türkiye’de okullaşma oranında kritik olan kademeler okul öncesi ve ortaöğretim olarak görülür. Çünkü okul öncesi eğitim öğrencilerin eğitim hayatlarına ilişkin bir temel teşkil eder. Ortaöğretim ise eğitim ve öğretimi terk etme riskinin en fazla olduğu ve yükseköğretime geçişin sağlandığı önemli bir basamaktır. Diğer taraftan ortaokul ve ilkokul kademelerinde okullaşma oranlarında artış sağlanması için yeni politikaların gerekliliği kendini gösterir.
Ortaöğretime geçiş sürecinde yeni bir sisteme geçilen 2019 yılında yaklaşık bir milyon öğrenci LGS’ye girmiş; ancak. 2020 yılında önemli bir artış olmuştur. 2012-2013 eğitim-öğretim yılında yapılan düzenleme ile 60 aylık çocukların ilkokula başlaması yönündeki uygulama sonucunda yaşanan öğrenci artışı, 2020’de LGS’ye yansımıştır. AncakLGS sonuçlarına göre öğrenci alan okulların kontenjanlarında önemli bir değişiklikten bahsetmek güçtür. Sekizinci sınıfa devam eden öğrencilerin çoğunluğunun LGS’ye girdiği güncel durumda öğrencilerin yaklaşık yüzde 10’unun sınavla öğrenci alan bir ortaöğretim kurumuna kayıt hakkı kazandığı görülür.
Son beş yılda çoğunluğunu Anadolu, fen ve sosyal bilimler liselerinin oluşturduğu ortaöğretim kurumlarına devam eden öğrenci oranı artarken meslek liselerine devam eden öğrencilerin toplam içindeki oranı her geçen yıl azalmıştır. İmam-hatip liselerine devam eden öğrenci oranı ise durağandır. Ortaöğretim düzeyinde genel ortaöğretim baskın konumdadır.Özel öğretim kurumlarına devam eden öğrenci sayısı son yıllarda artış eğilimindeyken salgın sebebiyle önemli bir düşüş yaşamıştır.
Toplam öğrenci sayısı içinde mesleki ve teknik ortaöğretimin payı azalmış olsa da buradaki öğrenci oranında son yılda önemli bir artış olduğu görülür. Buna karşın baskın olan genel ortaöğretimde öğrenci oranı düşmüştür. Salgın döneminde yaşanan öğrenme kayıplarının önüne geçme ve mümkünse telafi etme düşüncesinin verilere nasıl yansıyacağı ise önümüzdeki dönemlerde görülebilecektir.
Özel eğitime gereksinimi olan öğrenci sayısının kademeler yükseldikçe arttığı görülür. Artış eğilimi yıllar içinde de izlenebilir. 2020-2021 eğitim öğretim yılında okul öncesi kademede yaklaşık 4 bin öğrenci mevcutken ortaöğretimde bu sayı 26 bine ulaşmıştır. Öte yandan özel eğitim okul sayılarında ise son üç yılda ciddi bir artış yaşanmamıştır.
Toplam Suriyeli öğrenci sayısında artış eğilimi devam ederken bu eğilim kademelere göre anlamlı bir farklılık gösterir. Okul öncesi ve ilkokul kademesinde düşüş yaşanmıştır. Ortaokul ve lise düzeyinde ise artış mevcuttur. Bu eğilim farklılığının gerekçesi ayrıca incelenmelidir.
BİLSEM kurum, öğrenci ve öğretmen sayısında 2017-2018 eğitim öğretim yılında hızlı bir artış yaşanmış, sonraki yıllarda artış hızı yavaşlasa da kurum ve öğretmen sayısı bakımından devam etmiştir. Ancak öğrenci sayısı 2019-2020 eğitim öğretim yılında azalmıştır. Burada da salgının etkisi göz ardı edilmemelidir.
Nihai olarak Türkiye’de eğitime erişimde özellikle bazı kademelerde iyileşmeden bahsedilebilirken salgının etkisi hemen hemen her göstergede kendini hissettirmiştir. Tüm bunlara rağmen halen yapısal bazı eksiklikler vardır. Özel eğitime gereksinimi olan öğrenci sayısının fazla olmasına rağmen okul sayıları oldukça azdır. Bu kurumlardan faydalanamamanın sebepleri ayrıca araştırılmalıdır. Esas olarak eğitime erişim imkanı ve mevcut bölgesel eşitsizlikler üzerinde durulması gereken en önemli husustur. Eşitsizliklerin boyutunu tespit etmek, fırsat eşitliği sağlayarak eğitime teşvik etmek, altyapı ve imkanları geliştirmek gerçekçi ve çözüm odaklı bir yaklaşım olacaktır.
Bu analizi paylaş