Konulara Göz At
100 Yılın Verisi
Aile ve Sosyal Gruplar
Bilim, Araştırma ve İletişim
Eğitim
Ekonomi ve Finans
Filistin
Göç
Hukuk ve Suç
İş ve Çalışma Yaşamı
Nüfus
Refah ve Eşitsizlik
Sağlık
Şehir
Sivil Toplum ve Yönetim
Yaşam ve Kültür
Türkiye'de Gıda Güvenliği
Halk Sağlığı

Türkiye'de Gıda Güvenliği

· 08 Aralık 2022 · 7 dk okuma

Gıdaların canlıların sağlığını tehdit edici biyolojik, fiziksel, kimyasal faktörlerden arındırılarak işlenmesi, hazırlanması, taşınması, depolanması ve son tüketiciye ulaştırılması esasına dayanan gıda güvenliği, tarladan sofraya yiyeceklerin besleyici ve yararlı niteliklerinin korunmasını gözeten bir anlayıştır (Şık, 2012, s. 30). Bu bağlamda sağlıklı beslenmenin herkes için erişilebilir temel insani gereksinim çerçevesinde değerlendirilmesi gıda güvenliği yaklaşımının temel bir talebidir. Endüstriyel üretimin her alanda tırmanışa geçtiği bir çağda kâr amacının bu denli hegemonik hale gelmesi, üretim süreçlerinde birçok etik kaygının yok sayılmasına yol açmaktadır. Şık’ın ifadesiyle (2015) gıda üretiminin piyasa koşullarına terk edilmesinin çevresel adalet, refah ve halk sağlığı gibi hususlarda neden olacağı yıkımlar güvenlik meselesinin iktisadi paradigmayla ne denli sıkı bir ilişki içerisinde bulunduğuna işaret etmektedir. 

Birçok araştırmacının da vurguladığı üzere, 1980’lerden itibaren Türkiye’de tarım sektöründe neo-liberal anlayış baskınlık kurmaya başlamış ve öncesinde sanayi ve tarımda devlet politikalarının altını çizen devletçi/milliyetçi yaklaşım terk edilmiştir (Aydın, 2010, s. 149). Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’de gıda güvensizliğinin izini doğru şekilde sürebilmek tarım sektöründe dönüşen dinamiklerin dikkatli bir tahliliyle mümkün gözükmektedir. Bilhassa 1999’dan sonra Türk tarımını uluslararasılaştırmak için yapılan köklü kurumsal değişiklikler küçük ve orta ölçekli hanelerin çiftçilikten uzaklaştırılmasını, kırsal kitlelerin yoksullaşmasını beraberinde getirmiştir (Aydın, 2010, s. 149). 

Bu bağlamda 2000 yılında açıklanan ekonomik reform paketinin zaten ürkütücü biçimde öne çıkarılan neoliberal tarım uygulamalarını son haddine taşıdığı ifade edilmektedir. Tarım kooperatifleri birliklerinin desteğinin geri çekilmesi, 2002’de getirilen doğrudan gelir desteğinin geniş kapsamda yol açtığı yıkıcı sonuçlar, destek fiyatlarının neredeyse tamamen kaldırılması, Şeker Kanunu (2001) ve Tütün Kanunu (2001) dahil bir dizi düzenleme, bahsedilen süreçte kritik etkilere sebep olmuştur (Aydın, 2010, s. 181). Başta IMF ve Dünya Bankası olmak üzere birçok küresel aktörün güdümünde hayata geçirilen bu düzenlemeler, küçük ve orta hanelerin yaygın olduğu Türkiye tarımında çiftçileri tabir-i caizse köşeye sıkıştırarak çaresiz bırakmıştır. 

Çok sayıda değişkenin dikkate alındığı bir anlayışı içeren gıda güvenliği genellikle yetersiz beslenme, besin çeşitliliği, kaynak kıtlığı, gıdaya erişilebilirlik ve tarımda pestisit kullanımı gibi göstergeler üzerinden ele alınmaktadır. Detaya inildiğinde ülkemizde konuyla alakalı istatistiksel veri içeren yayınlarda ciddi bir eksiklik olduğu görülmektedir. Türkiye’nin geçmiş dönemlerde yaygın tarım toplumu özellikleri göstermesinin gelecekte de gidişatın bu yönde olacağına dair yanılsama ve rehavet ortaya çıkardığı söylenebilir. Bereketli toprak ve üretim arazilerine sahip Türkiye’nin seneler içerisinde tarım alanında izlediği neoliberal politikalar çevre ve gıda güvenliğiyle alakalı birçok tehdide kapı aralamıştır. 

Akdeniz Üniversitesi Gıda Araştırmaları Merkezi’ne bağlı araştırma ekibi gıdalardaki pestisit (tarımsal üretimde kullanılan kimyasallar) oranlarını incelemek amacıyla yürüttükleri çalışmaları kapsamında 2013 ve 2014 senelerinde semt pazarlarından tesadüfi biçimde topladıkları örnekleri analiz etmişlerdir. Oldukça çarpıcı ve korkutucu bir tabloya işaret eden bulgulara bakıldığında, numunelerin yüzde 85’inde birden fazla pestisite rastlandığı görülmektedir. Bununla beraber; 2013 senesinde incelenen ürünlerde kabakların yüzde 40’ında, biberlerin yüzde 31’inde, çileklerin yüzde 10’unda ve domateslerin yüzde 6’sında maksimum limitlerin üzerinde pestisit kalıntısı tespit edilmiştir. Genel olarak ise resmi otoritelerin belirlediği limit değerlerin üzerinde pestisit kalıntıları içeren ürünlerin oranı 2013’te yüzde 21, 2014’te ise yüzde 25 olarak saptanmıştır. 

İçinde Bulunan Pestisit Sayılarına Göre Ürünlerin Oranları (2013-2014)

Ürün Bazında Maksimum Kalıntı Limitlerinin Üzerinde Olan Örneklerin Oranı (2013-2014)

Limit Değerlerin Üzerinde Pestisit Kalıntıları İçeren Ürünlerin Oranları (2013-2014)

Artan gıda güvensizliğinin izini sürmenin bir yolu da toplumda yaygınlaşan hastalıklara dair verilerin ele alınmasıyla mümkündür. Bu bağlamda beslenme biçiminin oldukça belirleyici olduğu diyabet hastalığına yakalananların oranında 2014’ten 2019’a görülen artış anlamlı durmaktadır. Ayrıca 2017 yılı istatistiklerine göre 15-24 yaş grubunda en sık görülen kanser tiplerinin tiroid ve testis kanseri gibi hormonal denge bozukluklarından kaynaklanan hastalıklar olması, gıda güvensizliği ile sağlık problemleri arasındaki ilişkiyi tekrar hatırlatmaktadır.

Diyabet Rahatsızlığı Yaşayanların Oranları (2014, 2016, 2019)

15-24 Yaş Gruplarında En Sık Görülen Bazı Kanserlerin Oranı (2017)

Tarımsal desteklerin azalması, devlet önlemlerinin askıya alınması, ulusal piyasanın ulus aşırı sermayeye açık hale getirilmesi ve tarımsal girdi ve gıda sektörlerinin kar odaklı küresel işletmeler elinde tekelleşmesi (Öztürk, Gür ve Jongerden, 2020), bir zincirin halkalarını oluşturmaktadır. Dolayısıyla, alanda uzman Şık’ın da dikkat çektiği üzere (2015), tüm bu adımların sağlıklı gıda üretiminin en önemli teminatı olarak görülen küçük çiftçiliğin ortadan kalkmasına yol açtığı söylenebilir. 

Bunlarla beraber, tedarik zincirinin etik hassasiyetleri dışarıda bırakması halk sağlığını tehdit ettiği gibi sağlıklı gıdaya erişimi de sınıfsal hale getirmektedir. Tam bu noktada daha bütüncül bakarak beslenmeden eğitime, sağlıktan barınmaya birçok temel alanı hızla ticarileştiren ekonomik arka planı tanımak daha anlamlı olacaktır. Eşitsizlikler üzerine inşa edilen bir sistemin koşulları hızla vahşileştirmesi ve bunun politik/toplumsal yansımaları yakıcı bir biçimde karşımızda durmaktadır. 

Kaynakça

Aydın, Z. (2010). Neo‐Liberal transformation of Turkish agriculture. Journal of Agrarian Change10(2), 149-187. 

Öztürk, M., Gür, F. ve Jongerden, J. (2020). Food insecurity in the age of neoliberalism in Turkey and its neighbors. Food Insecurity  (ss. 77-95) içinde. Routledge. 

Şık, B. (2012). Küresel ısınma çağında pestisitler ve gıda güvenliği. 16 Mayıs 2022 tarihinde https://tr.boell.org/tr/2014/06/16/kuresel-isinma-caginda-pestisitler-ve-gida-guvenligi-yayinlar adresinden erişildi. 

Şık, B. (2015). Gıdada pestisit kalıntısı ve sağlık. 16 Mayıs 2022 tarihinde https://bianet.org/biamag/bianet/165871-gidada-pestisit-kalintisi-ve-sag%E2%80%A6 adresinden erişildi.

T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı. (2018). Kişi başına tarım alanı. 17 Mayıs 2022 tarihinde https://cevreselgostergeler.csb.gov.tr/kisi-basina-tarim-alani-i-85832#:~:text=T%C3%9C%C4%B0K'in%202018%20y%C4%B1l%C4%B1%20verilerine,%C3%A7ay%C4%B1r%20ve%20mera%20alanlar%C4%B1%20olu%C5%9Fturmaktad%C4%B1r. adresinden erişildi.

Bu analizi paylaş