Konulara Göz At
100 Yılın Verisi
Aile ve Sosyal Gruplar
Bilim, Araştırma ve İletişim
Eğitim
Ekonomi ve Finans
Filistin
Göç
Hukuk ve Suç
İş ve Çalışma Yaşamı
Nüfus
Refah ve Eşitsizlik
Sağlık
Şehir
Sivil Toplum ve Yönetim
Yaşam ve Kültür
Türkiye’de Kamu, Özel Sektör ve Hanehalkı Sağlık Harcamaları
Sağlık Sistemi

Türkiye’de Kamu, Özel Sektör ve Hanehalkı Sağlık Harcamaları

· 27 Mart 2022 · 5 dk okuma

1980’li yıllarla başlayan özelleştirmeler, küreselleşme ve yabancı yatırımların çoğalması ile birlikte iç piyasaların düzenlenmesi hedeflenmekteydi. Kamu ve sosyal harcamaların azaltılması yoluyla devletin piyasadaki rolünü daraltan bu küresel trendin sonuçları, sağlık sisteminin özelleşmesi ve sosyal güvenlikte primlerin finansal kaynak olarak devlet bütçesi yerine ikame edilmesi şeklinde gerçekleşmiştir. 

Türkiye’de sağlık hizmetlerinin seyri yasal düzenlemelerle paralel biçimde değişim göstermiştir. Örneğin 1961 Anayasasında sağlık hizmetleri, devletin sunması gereken bir hizmet kalemi olarak telakki edilip temel sağlık hizmetlerinin kırsal bölgelere kadar yayılarak kamunun tüm kesimlerince faydalanılması hedeflenmiştir. Ancak 1982 Anayasası ile birlikte sağlık hizmetleri devletin sunmakla yükümlü olduğu bir hizmet olmaktan çıkartılmış, devlet ancak sağlık hizmetlerinin düzenleyicisi olmakla görevlendirilmiştir. Bu minvalde ilerleyen liberalizasyon süreci 1990’lı yıllar boyunca da devam etmiştir. 2003 yılında “Sağlıkta Dönüşüm Programı” (SDP), hükümetlerin neoliberal politikalarının sağlık alanındaki yansımalarını temsil etmektedir. Bu program kapsamında sağlık finansmanı, özel sektör de dâhil olmak üzere tek elde, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) bünyesinde toplanmıştır. SDP kapsamında sektördeki istihdam politikalarında da değişiklikler gerçekleştirilmiştir. Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre 2002 yılında 11 bin olan taşeron işçi sayısı, 2011 yılına gelindiğinde 120 bin kişiye çıkmıştır. Buna göre, neoliberal istihdam politikalarına uyumlu biçimde, sektörel taşeronlaşma meydana gelmiştir (Erol ve Özdemir, 2014). 

Yandaki şekillerde de görüleceği üzere son 20 yılda kamu ve özel sektörün toplam sağlık harcamaları yükselişe geçmiştir. Nüfus artışı, yaşlı nüfusun artması ve teknolojik gelişmeler sağlık harcamalarının artışına neden olan temel faktörlerdendir. Bu noktada Türkiye’nin hem genel nüfusunun hem de yaşlı nüfusunun arttığı ve teknolojik gelişmeleri takip ettiği için harcamalarının arttığı söylenebilir. Ne var ki harcamaların bizatihi kendisi, sağlık hizmetlerinden yararlanması hedeflenen nüfusun doğrudan faydasına bir gelişmenin gerçekleştiği anlamına gelmemektedir. Bunun nedenlerinden biri SDP etkisiyle devletin, koruyucu ve önleyici sağlık sistemi anlayışını terk ederek tedavi edici anlayışı öncelemesidir. 

[graph_6a550f68a1dc13c324a9688befebc6d6c8210ce7] 

Harcamaların doğrudan sosyal refaha etki etmemesinin bir diğer nedeniyse; harcamalar yoluyla sağlık sisteminin piyasalaştırılmasıdır. Türkiye’de sağlık sektörü, harcamalar ve yatırımlar yoluyla büyürken Sağlık Bakanlığı’nın politikaları sonucunda piyasalaşmış, “kamu hizmetinden” “ücreti mukabilinde hizmet arzına” dönüşmüştür. Bu durumun önemli yansımalarından biri ise kamu ve özel hastane sayılarının artışlarıdır. Yandaki şekillerde de görüleceği üzere 2002 yılından 2020 yılına kadar kamu hastanelerinin sayısındaki artış yüzde 15 civarında gerçekleşmişken, özel hastanelerde bu artış oranı yüzde 112 olarak tespit edilmiştir. 

Hanehalkı Sağlık Harcaması Kalemleri (2010-2020)

 

Hanehalkı tarafından yapılan yıllık sağlık harcamalarının miktarındaki artış, sağlık sektöründeki piyasalaşmanın bir diğer göstergesi olarak alınabilir. Yine şekillerde görüleceği üzere hanehalkı sağlık harcaması toplamında yüzde 200 civarında bir artış tespit edilebilir. Bu artışın en önemli ayağını hastanelere yapılan ödemeler oluşturmaktadır. Verilere göre 2010 yılından 2019 yılına kadar hanehalkı hastane harcamaları toplamda yüzde 800 artış göstermiştir. MR gibi elektronik cihazların sayısı, hastanelere müracaat sayısı ve gerçekleştirilen ameliyat sayısı gibi farklı göstergeler bakımından da sağlıkta özelleşme eğilimi izlenebilir. 

Kamu ve Özel Hastane Sayıları (2002-2022)

Son 20 yıldır ciddi şekilde varlığını hissettiren sağlık sektöründe özelleşme eğilimi sonucunda temel sağlık hizmetlerine dair erişimde bir daralma yaşanmaktadır. Hizmeti alacak bireyden toplanan primlerle finanse edilen Genel Sağlık Sigortası (GSS) ve özel sağlık sigortası yaklaşımları benimsenmektedir. Devletin asli görevlerinden biri olan ve garanti etmesi beklenen sağlık hizmeti, piyasa koşullarına terk edilmiş ve kâra dayalı düzenlemelerin kurbanı olmuştur. Bu gidişle dar gelirli kesimlerin temel sağlık hizmetlerine erişim sıkıntısı çekmeye başlaması ve sağlıkta eşitsizliklerin ayyuka çıkması beklenebilir. Bu nedenle en azından birinci basamak sağlık hizmetlerini kamu tarafından finanse eden alternatif bir sağlık politikası anlayışına ihtiyaç vardır. 

 

Kaynakça

Erol, H. ve Özdemir, A. (2014). Türkiye’de sağlık reformları ve sağlık harcamalarının değerlendirilmesi. SGD-Sosyal Güvenlik Dergisi, 4(1), 9-34.

 

 

 

Bu analizi paylaş