Ülkelerin ekonomik büyümelerini ölçmek ve performanslarını tespit edip mukayese etmek için kullanılan en yaygın ve kullanışlı ölçüt olan Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH), bir ekonomideki belirli bir zaman dilinde gerçekleşen toplam üretimin parasal karşılığını ifade eder. Diğer bir deyişle üretilen tüm nihai mal ve hizmetlerin değeridir. GSYİH’ler diğer bir ifadeyle milli gelirler arasında karşılaştırma yapılırken daha sağlıklı sonuçlar elde etmek için nüfus büyüklükleri göz önünde bulundurulur. Kişi başına düşen milli gelirin bulunması için toplam GSYİH nüfusa bölünür. Böylelikle toplam büyüklükler açısından değil kişi başına düşen milli gelir değeri açısından ülkeler arasında ekonomik performanslar daha net bir şekilde değerlendirilmiş olur.
Türkiye ekonomisinde piyasa ekonomisine geçiş açısından 1980 yılı bir milattır. Bu yıl sonrasında ihracata dayalı büyüme stratejisine geçilmiş ve özel sektöre önem veren neoliberal ekonomi politikaları tercih edilmeye başlanmıştır. Ancak hedefleri hayata geçirmekte yavaş hareket edilmiş ve özellikle 1990’lar kriz yılları olarak tarihe geçmiştir. 2002 sonrası dönemde tek parti iktidarının sağladığı avantaj ile piyasa dönüşümü hızlanmıştır. Bu dönüşüm sırasında Türkiye ekonomisi büyüme açısından önemli bir yol kat etmiş fakat toplam iktisadi büyüklük açısından arzulanan seviyelere erişilememiştir. 2008 ekonomik krizi öncesindeki 2003-2007 döneminde kişi başı reel GSYİH yıllık ortalama yüzde 6,4 oranında büyürken, krizden sonraki dönem olan 2010-2017 döneminde ise yüzde 5,25 oranında büyümüştür (Taşdemir, 2019). Diğer gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırıldığında büyüme açısından önemli bir başarı elde edilmiştir.
2019 yılında küresel ölçekte sarsıntıya yol açan COVID-19 salgını dolayısıyla alınan tedbirler üretim, yatırım ve istihdamda belirgin bir düşüşe sebep olmuştur. IMF’nin Ocak 2021 yılında yayınladığı rapora göre mevcut küresel ekonomik daralma gelişmiş ülkelerin GSYİH’lerinde yüzde 4,9, gelişmekte olan ülkelerin GSYİH’lerinde ise yüzde 2,4 oranında gerçekleşecektir. Türkiye dâhil çoğu ülkede hükümetler, halkın salgın koşullarında gittikçe kötüleşen ekonomik durumuna destek olmak amacıyla çeşitli destek paketleri oluşturulmuştur. Ancak bu destek paketleri ülkelere bütçe açıkları ve kamu borcu olarak geri dönmüştür. Buna rağmen 2020 yılında Türkiye’nin üretim yöntemiyle cari fiyatlarla GSYİH’si 5 trilyon 47 milyar 909 milyon TL olarak gerçekleşmiş, TL cinsinden GSYİH artışı devam etmiştir.
Aşağıdaki şekle bakıldığında ilk olarak büyüme rakamlarında yaşanan dalgalanmalar göze çarpmaktadır. 2001 krizi dolayısıyla yaşanan daralma sonrası 2007 yılına kadar hızlı bir gelişme trendi yakalanmış ancak 2008 krizinin etkisiyle büyüme rakamları negatife dönmüş, diğer bir ifadeyle daralma yaşanmıştır. Daha sonrasında yine pozitif büyüme rakamları elde edilmiş olsa da 2011 sonrasında büyüme hızında sürekli bir düşüş yaşanmıştır. Son 10 yılda büyüme açısından pozitif bir tablo olsa da hızdaki düşüş makroekonomik yapıda diğer sorunların olduğunu göstermektedir. Son yıllardaki çeyreklik performanslar da bu dalgalı yapıyı teyit etmektedir. 2018 yılının son çeyreği ve 2019’un ilk iki çeyreği olmak üzere 3 çeyrek bir daralma yaşanmıştır. Bu daralmadan çıkışın başladığı dönemde COVID-19 salgını ortaya çıkmış ve 2020 ikinci çeyreğinde el freni çekilmişçesine büyük bir daralma yaşanmıştır. Daha sonrasında ortaya çıkan büyüme rakamları bir önceki dönemde yaşanan daralmanın telafi edilmesi şeklinde de okunmalıdır.
Aşağıdaki şekilde kişi başına GSYİH dolar cinsinde Türkiye ve Dünya ortalaması olarak gösterilmektedir. Türkiye için 1998 yılında kişi başı gelir 4.445 dolar iken 2013 yılında 12.582 dolara yükselmiş ancak 2020 itibariyle 8.599 dolara gerilemiştir. Kişi başına gelir 2008 yılı haricinde 2014 yılına kadar sürekli bir artış göstermiştir. Bu açıdan 2002 sonrası yapısal dönüşümlerin pozitif etkileri görülmektedir. Ancak 2008 krizi sonrasında sarsılan küresel ekonomik düzendeki etkiler 2015 yılında Avrupa borç kriziyle Türkiye’ye yansımış hem bölgesel hem de iç problemlerin etkisiyle daha önceki dönemin tam tersi sürekli bir düşüş yaşanmıştır. Türkiye’nin kişi başı GSYİH’si ile dünya ortalama kişi başı GSYİH’si mukayese edildiğinde 2005 yılından sonra dünya ortalamasının üstüne çıkıldığı ancak 2016 yılında dünya ortalamasının tekrar altına düşüldüğü görülmektedir. 2018 yılında dünyanın ortalama kişi başı GSYİH’si yaklaşık 11 bin dolar olarak tespit edilmişken Türkiye’nin kişi başı GSYİH’si 9 binde kalmıştır. Dolar cinsinden kişi başına gelirdeki düşüş, küresel ekonomi içerisindeki yerimizi karşılaştırmak için önemli bir gösterge olsa da özellikle son yıllardaki kur artışı nedeniyle bu tablonun ortaya çıktığını göz önünde bulundurmak gerekmektedir.
Türkiye’nin coğrafi bölgelerine göre kişi başı GSYİH değerleri de iktisadi büyüme konusunda incelenmesi gereken verilerdir. Buna göre kişi başı GSYİH’si en yüksek olan bölge Marmara (İstanbul hariç) olurken, bu bölgeyi İç Anadolu takip etmektedir. İstanbul’un tek başına sahip olduğu kişi başına GSYİH 3. sıradan listeye girmiştir. Türkiye’de kişi başı GSYİH değeri en düşük olan bölge Güneydoğu Anadolu bölgesidir. Dikkat çeken bir diğer husus ise Doğu Anadolu bölgesinin 2009 yılında Ege’yi geçerek kişi başı GSYİH sıralamasında beşinci sıraya oturmasıdır.
Sonuç olarak, Türkiye’nin literatürde ülkelerin 10 bin dolar seviyesindeki kişi başı gelir seviyesine hızla gelmesi ancak bu seviyede takılı kalmasını ifade eden orta gelir tuzağı durumunu atlatarak yüksek gelirli ülkeler grubuna girebilmesi için uzun dönemli bir büyüme performansı sergilemesi ve yapısal alandaki reform ve dönüşümlerine devam etmesi gerektiği söylenebilir.
Kaynakça
Taşdemir, M. (2019). Ekonomik büyüme, sosyal adalet ve sürdürülebilirlik. M. Taşdemir (Ed.), Geleceğin Türkiyesinde Ekonomi içinde (ss. 19-48). İstanbul: İLKE Vakfı.
Bu analizi paylaş