Devletin veya devlet uzantısı kamu kuruluşlarının gerçek ve/veya tüzel kişilerden zorunlu ve karşılıksız aldığı para şeklindeki iktisadi değerlere “vergi” denir. Verginin toplanmasının temel saiki kamusal hizmetlerin yapılabilmesidir. Dünyadaki ülkelerin yaklaşık yarısında toplam devlet gelirinin yüzde 80’inden fazlasını ve hemen hemen her ülkede yüzde 50’den fazlasını vergi gelirleri oluşturmaktadır. Türkiye’nin toplam vergi geliri 2020 yılında 833 milyar 250 milyon 502 bin TL olarak gerçekleşerek merkezi hükümet bütçesinin yüzde 80’ini oluşturmuştur.
Toplam vergi yükü, yani toplam vergi gelirinin GSYİH’ye oranı, bir ekonominin toplam mali çıktısının ne kadarının hükümet tarafından vergiler yoluyla toplandığını gösterir. Aşağıdaki şekillere bakıldığında yıllar içinde artan toplam vergi gelirinin Türkiye’de devletin ekonomideki payının artmasına sebep olmadığı, bilakis devletin, 2010’dan 2019’a kadar ekonomideki payını adım adım azalttığı görülmektedir. Verginin niceliksel artışının refahın yeniden dağıtımında önemli bir katkısı olacaksa da ekonomi içindeki payının küçülmesi eşitsizliklerin derinleşmesini hatırlatmaktadır.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin vergilendirme politikaları incelendiğinde gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere göre neredeyse iki kat daha fazla vergi geliri elde ettiği görülmektedir. Benzer şekilde gelişmekte olan ülkeler önemli ölçüde dolaylı vergilere, özellikle ticaret ve tüketim vergilerine bağımlıdır. Gelişmiş ülkelerde ise genel eğilim gelir ve kâr üzerindeki vergilere ağırlık vermek yönündedir. Buradan hareketle Türkiye’de gelir ve servet vergilerinin, yani dolaysız vergilerin artırılması yönünde adımların atılması ve vergi artışından kaynaklı enflasyonun önüne geçmek için piyasaya müdahale edilmesi müreffeh bir toplum için hükümetlerin işletmesi gereken politikalar olarak değerlendirilebilir. Aynı şekilde Türkiye’de vergilendirme politikaları gelir eşitsizliği ve sosyal güvenceler bağlamında değerlendirildiğinde de dolaylı vergilerin azaltılıp doğrudan vergilerin artırılmasının ve ülke ekonomisi içinde devletin payının artırılmasının, gelişmiş ülkeler seviyesine yükselmek için önemli bir adım olacağı söylenebilir.
Keza aşağıdaki şekiller incelendiğinde toplanan dolaylı ve dolaysız vergilerin niceliksel olarak yıllar içinde arttığı görülmektedir. Dolaylı ve dolaysız vergiler 2009’dan bu yana sırasıyla yüzde 390 ve yüzde 420 civarlarında artış göstermiş olup toplanan verginin yüzde 60’tan fazlasını dolaylı vergiler oluşturmaktadır. Terzi ve Yurtkuran (2016) çalışmalarında vergi gelirlerinin GSYİH üzerinde önemli rol oynadığını, dolaysız vergiler arttığında GSYİH’nin olumsuz etkilediğini göstermiş, GSYİH’deki artış ile dolaysız vergilerin artışının pozitif korelasyona sahip olduğunu bulgulamıştır. Dolayısıyla genelde vergi oranlarında, özelde ise dolaysız vergilerin toplam vergi içindeki payında indirim gerçekleştirmenin GSYİH’yi pozitif yönde etkileyeceği savunulmuştur. Benzeri bir sonuç elde eden Durkaya ve Ceylan (2006) uzun vadede toplam vergi gelirlerinin, özellikle de dolaysız vergi gelirlerinin GSYİH ile birlikte hareket ettiğini göstermiştir.
Kurumlar vergisi, kurum kazançları üzerinden alınan vergidir. Örneğin hukuki niteliklerinden dolayı bünyesindeki bireylerin dışında ayrı bir iktisadi varlığa sahip sermaye şirketleri bu vergi türünün mükellefidir. Yalnızca tüzel kişiliklerin mükellef olabildiği bu verginin oranları kanun bazında kararlaştırılmaktadır. Kurumlar vergisi oranları, ana akım iktisadi yaklaşım çerçevesinde istikrarlı biçimde azaltılmaktadır. Türkiye’de 2021’de yüzde 25, 2022 için ise yüzde 23 olarak belirlenmiştir. OECD ülkeleri için yaptığı çalışmasında Dökmen (2018), kurumlar vergisi paradoksunun olgusal bir durum olduğunu, kurumlar vergisi oranlarının azaltılmasına rağmen buradan sağlanan vergi gelirlerinin istikrarını kaybetmediğini göstermiştir.
Neoliberal ekonomik yaklaşım bağlamında kurumlar vergisinin oranlarının azaltılması, esasen dolaysız vergilerden dolaylı vergilere geçiş anlamına da gelmektedir ve gelir dağılımı adaleti aleyhine işlediği düşünülerek eleştirilmektedir. Küresel piyasalarda rekabetin gereği olarak dünyadaki vergilendirme trendlerinin dikkatle izlenmesi oldukça mühim olsa da Ergin’in (2017) belirttiği üzere Türkiye’de kurumlar vergisinin azaltılmasından önce ele alınması gereken meseleler yatırımcılara güven verecek adil bir hukuk sisteminin tesisi ve ülkenin uluslararası arenadaki imajının iyileştirilmesidir. Türkiye toplumu için acil olan hamle, kurumlar vergisinin düşürülerek sermayenin ekonomideki manevra alanını genişletmek değil, adil vergilendirme sistemi kurularak toplumsal refahın iyileştirilmesidir.
Kaynakça
Ergin, N., E. (2017). Kurumlar vergisi oranını indirmek yeterli mi? 23 Ekim 2021 tarihinde https://www. dunya.com/kose-yazisi/kurumlar-vergisi-oranini-indirmek- yeterli-mi/378604 adresinden erişildi.
Dökmen, G. (2018). Kurumlar vergisi oranı-hasılat ilişkisi: OECD örneği. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 18(3), 77-97.
Durkaya, M. ve Ceylan, S. (2006). Vergi gelirleri ve ekonomik büyüme. Maliye Dergisi, 150, 79-89.
Terzi, H. ve Yurtkuran, S. (2016). Türkiye’de dolaylı/dolaysız vergi gelirleri ve GSYİH ilişkisi. Maliye Dergisi, 171, 19-33.
Bu analizi paylaş