Yükseköğretimde Akademisyen Sayısı ve Kadınlaşma
Yükseköğretimin işleyişi ve niteliğiyle ilgili en belirleyici unsurlardan biri akademideki insan kaynağıdır. Türkiye’de yıllar içinde yükseköğretime yönelik talep yükselmiş ve eş zamanlı olarak yükseköğretime erişimin yaygınlaştırılması devlet politikası olarak belirlenmiştir. Bunlara paralel olarak yükseköğretimin arzı da artırılmıştır. Dolayısıyla, yükseköğretimde bulunan insan kaynağı pek çok açıdan büyümüştür.
2010 yılından bu yana Türkiye’deki üniversite sayısının yüzde 33 oranında yükseldiği, 2022 yılı itibariyle 207 üniversitenin eğitim verdiği bilinmektedir. Bu büyümeye paralel olarak kurumların öğrenci kapasitesi genişlemiş, aynı zamanda akademik personele duyulan ihtiyaç artmıştır. 2013-2012 öğretim yılından 2021-2022 öğretim yılına kadar üniversite öğrenci sayısı yüzde 52 oranında, akademik personel sayısı ise yüzde 30 oranında yükselmiştir.
Dokuz yıllık bu dönemde üniversite öğrenci sayısı sürekli olarak yükselmiştir. 2016-2017 döneminde politik sebeplerle akademik kadrolarda dönüşüm yaşanmış, akademisyen sayısındaki artış duraklamıştır. Bir önceki yıla göre yüzde 2 oranında azalan personel sayısı bir sonraki yılda 2015-2016 döneminin üzerine çıkarak takip eden yıllarda yükselmeye devam etmiştir. 2021-2022 öğretim yılı itibariyle öğrenci sayısı 8,2 milyon kişi olurken akademik personel sayısı 184,7 bine ulaşmıştır.
Öğrenci sayısındaki artış oranı akademisyen sayısındaki artış oranının üzerinde olduğu için akademisyen sayısı artıyor olsa da akademisyen başına düşen öğrenci sayısında belirgin bir düşüş görülmemiştir. Buna ek olarak, 2016-2017 öğretim yılında mevcut politik ortam sebebiyle akademisyen sayısının azalması akademisyen başına düşen öğrenci sayısının yüzde 10’luk ani bir artışla yükselmesine sebep olmuştur. Bu yılı takip eden 5 yıllık dönemde akademik personel başına düşen öğrenci miktarı yalnızca yüzde 5 oranında azalmış ve 2022 yılı itibariyle bu sayı 45 olarak kaydedilmiştir. Bu haliyle Türkiye, akademik personel başına 15,1 öğrencinin düştüğü OECD ortalamasının oldukça gerisindedir (OECD, 2022).
2013-2021 yıllarında erkek akademisyenlerin sayısı yüzde 22,8 oranında; kadın akademisyenlerin sayısı yüzde 38,7 oranında yükselmiştir. 2016 yılında erkek akademisyenlerle ve kadın akademisyenler arasındaki sayısal fark azalmış, 2021 yılına kadar kadın ve erkek akademisyenler arasındaki makas daralmıştır. Kadın akademisyen sayısındaki artış oranının erkek akademisyen sayısındaki artış oranından yüksek seyretmesi bu değişimde önemli bir rol oynamıştır. 2013 yılında kadın akademisyen oranı yüzde 42,7 iken, 2021 yılında bu oran yüzde 45,8’e ulaşmıştır. Böylece, kadın akademisyen oranının yüzde 44,2 olduğu OECD ortalamasının üzerine çıkılmıştır (OECD, 2022).
2021-2022 öğretim yılına ait güncel verilere göre yüzde 54,2’sini erkeklerin, yüzde 45,8’ini kadınların oluşturduğu akademisyenlerin unvanlarına göre dağılımlarına bakıldığında ise unvan derecesi yükseldikçe kadınların oranının azaldığı görülür. Örneğin; öğretim elemanları arasında en yüksek unvan olan profesörlerin yüzde 66,8’ini erkekler, yüzde 33,2’sini kadınlar oluşturmuştur. Araştırma görevlilerinin dağılımında ise bu durumun aksi yönünde bir dağılım bulunur; araştırma görevlilerinin yüzde 52,1’ini kadınlar, yüzde 47,9’unu ise erkekler oluşturur.
2013-2014 öğretim yılının verileriyle karşılaştırıldığında kadın profesör sayısının yüzde 86,3 oranında yükseldiği; kadın araştırma görevlisi sayısının yüzde 25,5’lik bir oranla arttığı görülür. Bir önceki öğretim yılının verilerle karşılaştırıldığında ise kadın profesör oranının yüzde 7,8; kadın araştırma görevlisi sayısının ise yüzde 3,4 oranında yükseldiği görülür. Böylece, son dokuz yılda akademik kadroların tabandan tepeye doğru daha dengeli bir biçimde dağılmaya başladığı söylenebilir. Kadınların akademik kadrolardaki artış hızında ani bir düşüş olmadığı sürece en tepede bulunan kadrolarda dengenin ilerleyen yıllarda yakalanması beklenir.
Yükseköğretimde bulunan insan kaynağının giderek büyüdüğü açıktır. Ancak, ihtiyaç duyulan nicelikte akademik personel sayısına ulaşılamadığı, arzın talebi karşılayamadığı görülür. Bu durumda akademik kadroların daha yüksek oranlarda istihdama açılması gereklidir. Bununla beraber, mevcut insan kaynağının görünümüne bakıldığında cinsiyetler arası dengesizliğin giderek azalmaya başladığı, artan akademisyen sayısına paralel olarak kadın akademisyen oranının da yükseldiği görülür. Bu anlamda, nitelik bakımından da gelişmekte olan bir yükseköğretim portresi ortaya çıkmıştır. Mevcut eğilimlerin devam etmesiyle ilerleyen yıllarda önemli değişimlerin gerçekleşmesi muhtemeldir.
Kaynakça
OECD (2022), Students per teaching staff (indicator). doi: 10.1787/3df7c0a6-en (Erişim tarihi: 19 Eylül 2022)
OECD (2022), Women teachers (indicator). doi: 10.1787/ee964f55-en (Erişim tarihi: 19 Eylül 2022)
Bu analizi paylaş