Son on beş yılda Türkiye’de yükseköğretime erişim önemli ölçüde arttı. 2008’de 25-34 yaş arası nüfusun yalnızca %13,5’i yükseköğretim mezunuyken, 2024’te bu oran %44,9’a çıktı. Bu artış, “üniversiteleşme” olgusunun yaygınlaştığını gösteriyor. Ancak bu büyüme, istihdam piyasasında beklenen niteliksel dönüşümü tam olarak yaratamadı. 2024’te 15-34 yaş grubundaki 24,3 milyon kişiden yalnızca 14,6 milyonu işgücüne dahilken istihdam oranı %52,5 düzeyinde; işgücüne katılım oranı ise %60,1’de seyrediyor. Yaklaşık 9,7 milyon genç işgücü dışında kalıyor. Kadınların %56,2’sinin işgücüne katılamaması, eğitimdeki ilerlemenin istihdama aynı ölçüde yansımadığını gösteriyor.
Eğitim düzeyi yükseldikçe istihdam oranın artması beklenir. Nitekim 15-34 yaş grubunda istihdam edilenlerin %24,7’si dört yıllık yükseköğretim mezunu, %25’i lise altı, %18,2’si genel lise mezunudur. Bu durum, yükseköğretim mezunlarının işgücündeki ağırlığının sanıldığı kadar yüksek olmadığını ve niteliksiz emek talebinin sürdüğünü düşündürüyor.
Yükseköğretime talep yalnızca niceliksel açıdan değil; mezuniyet sonrası iş güvencesi sağlayan alanlara yönelim bakımından da artıyor. 2024 verilerine göre lisans mezunları arasında en yüksek kayıtlı istihdam oranına sahip ilk 10 bölüm ağırlıklı olarak sağlık ve öğretmenlik temelli. Tıp %96,4 ile başı çekerken, Özel Eğitim Öğretmenliği %95,1, Elektrik Öğretmenliği %92,4, Dil ve Konuşma Terapisi %91,9, Elektronik Öğretmenliği %91,9 ve Hemşirelik %91,3 oranlarıyla izliyor. Bu alanlar, kamuya doğrudan atama imkânı sunan veya yüksek hizmet ihtiyacı olan bölümler.
Aynı alanlarda iş bulma süresi de görece kısa. Tıp mezunları ortalama 4,1 ayda, Özel Eğitim Öğretmenliği mezunları 4,3 ayda iş buluyor. 2,2 ayda işe başlayan Dil ve Konuşma Terapisi mezunları ise en hızlı iş bulan alan olarak öne çıkıyor.. KPSS gibi merkezi yerleştirme mekanizmaları ve mezun sayısının sınırlı tutulması bu hızın başlıca nedenleri. Buna karşın hemşirelikte iş bulma süresi 9 aya, ebelik ve ergoterapide 7 ayı geçebiliyor. Bu farklar, istihdam oranı yüksek alanlarda bile mezun sayısı ve bölgesel dağılım gibi etkenlerin önemli olduğunu gösteriyor.
Eğitim alanı ile çalışma alanı arasındaki uyum da kritik. 2022-2024 verilerine göre sağlık ve refah mezunlarının %79,9’u ve eğitim alanı mezunlarının %63,8’i kendi disiplininde çalışıyor. Ancak Sosyal Bilimler, Gazetecilik ve Enformasyon alanında bu oran yalnızca %20,1. Sanat ve Beşerî Bilimler mezunlarının ise %47,3’ü kendi alanında çalışıyor. Bu fark, bazı alanlarda mezun sayısının piyasa ihtiyacını aşması veya iş piyasasının ilgili bölümlerle örtüşmemesi gibi yapısal nedenlerden kaynaklanıyor.
Yükseköğretim ve istihdamda cinsiyetin de büyük bir önemi var. Kadınlar, eğitime erişimde önemli bir ilerleme kaydetmiş olsa da bu durum istihdama eşit şekilde yansımıyor. 2024’te iki veya üç yıllık yüksekokul ile dört yıllık ve üzeri yükseköğretim mezunları arasında erkeklerin istihdam oranı %84 iken, bu oran kadınlarda %56,6’da kalıyor. Kadınlar mezuniyet oranlarında erkekleri geçmiş olsa da işgücü piyasasına girişte aynı fırsatlara sahip değiller.
Türkiye’de yükseköğretimin yaygınlaşması önemli bir toplumsal dönüşüm göstergesi olsa da bu artış istihdam piyasasında aynı ölçüde karşılık bulmuyor. Mezunların büyük kısmının eğitim aldığı alanlarda çalışabilme oranları, alan-uyum sorunlarının ve bölgesel veya sektörel dengesizliklerin sürdüğünü ortaya koyuyor.Özellikle kadınların işgücüne katılımındaki düşük oran, cinsiyet temelli eşitsizliklerin devam ettiğini gösteriyor.
Bu veriler, yükseköğretimin tek başına istihdam sorunlarını çözemediği, aksine bazı yapısal dengesizlikleri görünür kıldığını ortaya koyuyor. Mezun sayısındaki hızlı artış, nitelikli istihdam yaratma kapasitesiyle paralel gitmediği için gençler arasında işsizlik ve alan dışı istihdam oranları yüksek seyrediyor. Ayrıca cinsiyet temelinde görülen farklılıklar, yükseköğretimde sağlanan ilerlemenin işgücü piyasasında eşit biçimde yansımadığını ortaya koyuyor. Bu durum, yükseköğretim-istihdam ilişkisinin yalnızca sayısal büyüme üzerinden değil; sektörel ihtiyaçlar, meslek-uyum ve bölgesel farklılıklar üzerinden ele alınması gerektiğini gösteriyor. Karar alıcılar açısından temel öncelik, üniversite kontenjanlarını işgücü piyasasının ihtiyaçlarıyla uyumlu hale getirmek, mezuniyet sonrası alan-uyum sorunlarını azaltacak mekanizmalar geliştirmek ve eğitim-istihdam dengesini güçlendirecek yapısal düzenlemelere odaklanmak olmalı. Bu noktada mevcut politika belgeleri de önemli ipuçları sunuyor; YÖK 2024-2028 Stratejik Planı yükseköğretimin “istihdama duyarlılığın artırılması” hedefini öne çıkarırken, On İkinci Kalkınma Planı (2024-2028) dijital ve yeşil dönüşüm bağlamında işgücü piyasasına uyum ihtiyacını vurguluyor. Ek olarak YÖK’ün Geleceğin Meslekleri çalışması eğitim programlarının iş dünyasıyla daha güçlü bağ kurmasını öne çıkarıyor. Bu belgeler, kontenjan planlamasında iş piyasası ihtiyaçlarını dikkate alan bir yaklaşımın gündemde olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu hedeflerin uygulamada güçlü şekilde hayata geçirilmesi, mezunların işgücüyle daha uyumlu hale gelmesi için kritik görünmektedir. Aksi halde yükseköğretim, ekonomik güvence sağlayan bir kanal yerine sembolik bir kazanım olarak kalmaya devam edecektir.
Kaynakça
Türkiye İstatistik Kurumu. (2024). Yükseköğretim istihdam göstergeleri, 2024
https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Yuksekogretim-Istihdam-Gostergeleri-2024-54096
Türkiye İstatistik Kurumu. (2024). İşgücü piyasasında gençler, 2024
https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Isgucu-Piyasasinda-Gencler-2024-57941
Türkiye İstatistik Kurumu. (2024). Ulusal eğitim istatistikleri, 2024
https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Ulusal-Egitim-Istatistikleri-2024-53937
Bu analizi paylaş