Günümüzde ekonomik, sosyal, teknolojik ve çevresel değişimler yükseköğretim sistemini değişime zorlar niteliktedir. Bu değişimlerle beraber, Türkiye’de yükseköğretim sisteminin ihtiyaçları ile yükseköğretimden talep ve beklentiler hızla şekillenir. Bilimin evrensel niteliğini gözeten, Türkiye’nin önceliklerine odaklanmış, uzun vadeli, çok boyutlu, kurumsal bakışı ve sürekliliği yansıtan stratejik bir anlayışın gelişmesi beklenmektedir. Bununla birlikte, yükseköğretim kurumlarının çeşitlilik temelinde yapılandırılması önerilir. Bu yapılanma; araştırma ve bilgi üretimi ile mesleki beceri kazandırma taleplerini karşılayabilecek bir çeşitlilik içermelidir.
Yükseköğretime katılan öğrencilerin genel profili sistemle alakalı birçok değişken için belirleyicidir. Örneğin, ‘mezuna kalan öğrenciler’ şeklinde tanımlanan grubun kontenjan boşluğu ortaya çıkmasında etkili olduğu ileri sürülür. Yükseköğretime giriş için başvuran adayların öğrenim durumları bakımından dağılımı incelendiği zaman, son yıllarda ciddi bir değişim göze çarpar. Bu bağlamda en çok dikkat çeken farklılık, önceki yıllarda yerleşmemiş adayların sayısında 2018 yılında görülen artıştır. Bu adayların, istedikleri bölüme veya okula girmek için sınava tekrar hazırlanan adaylar olduğu anlaşılır.
Yükseköğretime yerleşen adayların öğrenim durumlarına göre dağılımı incelendiğinde dikkat çeken birinci husus, son sınıf düzeyinde yerleşen adayların öncelikle lisans, ardından ön lisans düzeyinde programları tercih etmeleridir. Bu grup için açık öğretim tercihlerinin düşük seviyede kaldığı görülür. Ancak halihazırda bir yükseköğretim kurumunu bitirmiş veya daha önce yerleşmiş kişilerin açık öğretim ve ön lisans seçeneklerini daha fazla değerlendirdiği söylenebilir. 2021’de bir yükseköğretim kurumunu bitirmiş ve yerleşen adayların yüzde 35,7’si ön lisans, 34,2’si lisans, yüzde 29,9’u açık öğretim programlarına yerleşmiştir. Daha önce yerleşmiş olup tekrar yerleşenlerin ise yüzde 23,8’i lisans, yüzde 41,5’i ön lisans, yüzde 34,6’sı açık öğretim programlarına girmiştir.
Yükseköğretim kurumları, insanın anlam arayışına cevap üretme, hayat görüşüne katkı sağlama ve kültürel birikim kazandırma gibi amaçlarının yanında, mesleki bilgi ve beceri kazandırma amacına hizmet edecek çeşitliliği sağlamalıdır. Bu da yükseköğretim kurumlarının yapılanma sürecinde kurumsal özerkliğe sahip olmalarına ve önceliklerini tespit ederek stratejik tercihler yapabilmelerine bağlıdır. Mevcut sistemde yükseköğretim kurumlarının hesap verici ve şeffaf yapılar oluşturmaları sağlanmalı, girdi kontrolü yerine çıktı kontrolüne odaklanılmalıdır. Yükseköğretim kurumlarının yapılanmasında bir kritik husus da, yapılanmanın yönetici geliştirme ile birlikte ve uyumlu olarak ele alınmasıdır.
Yükseköğretim sisteminin, üniversite değerlerini ve özerkliğini koruyarak farklı öğrenci beklenti ve ihtiyaçlarını karşılayan bir modele doğru dönüşmesi önemli ve gereklidir. Yükseköğretim kurumları yeni bölüm açma ya da mevcut bölümleri yeniden yapılandırma kararları alırken başvuru, yeni kayıt ve kontenjan unsurlarını dikkate almalıdır. Yeni kayıtlı ve mezun öğrencilerin eğitim ve öğretim alt alanlarına göre dağılımındaki değişim de yakından izlenmelidir. Kurumlar, öğrencilere farklı yoğunluklarda felsefi, sosyal, kültürel ve sanatsal kazanımlar sağlamalı, alana özgü mesleki bilgi ve beceri kazandırmalıdır.
Not: Bu analiz yazısı İLKE Vakfı’nın Geleceğin Türkiyesinde Yükseköğretim raporundan hareketle kaleme alınmıştır.
Bu analizi paylaş