Türkiye akademisinin dünyayla entegre şekilde ilerleyebilmesi adına en kritik süreçlerden biri yükseköğretimin nitelikli uluslararasılaşmasıdır. Bu bağlamda, donanımlı yabancı akademisyen ve öğrencileri Türkiye’yi tercih etmekten alıkoyan faktörler tartışmaların çekirdeğinde yer almalıdır. Liyakatsizlik, kadrolaşma, eğitim sistemi zafiyetleri, kurumsal kapasitede yetersizlikler gibi kronikleşmiş ve kabuklaşmış sorunlar uluslararası düzlemde Türkiye akademisinin konumunu zayıflatmaktadır. Dolayısıyla, genel anlamda atmosfer ve kültürün iyileştirilerek arındırılması ülkemizin bir cazibe merkezi olarak algılanmasını beraberinde getirecektir.
Çetinsaya (2014), yükseköğretimin uluslararasılaşmasının nitelikli büyüme ve kalite ile beraber üç önemli gündem maddesi arasında olduğunu duyurmuştur. Bu kapsamda yapılan çalışmalara bakıldığında YÖK’ün 30 Haziran 2017’de yayınladığı Yükseköğretimde Uluslararasılaşma Strateji Belgesi dikkat çekmektedir. Çalışma kapsamında Türkiye’nin uluslararası öğrenci ve akademisyenler için bir cazibe merkezi olabilmesi ve yükseköğretim kurumlarının uluslararasılaşma kapasitelerinin artırılması hedeflenmiştir.
Ayrıca, uluslararası öğrencilere sağlanan desteklerin çoğaltılması, uluslararası hareketlilik programlarına katılan öğrenci ve akademisyen sayısının fazlalaştırılması ve yabancı dilde öğretim imkanlarının geliştirilmesi gibi süreci hızlandırıcı adımların atılması planlanmıştır (YÖK, 2017). OECD verilerine bakıldığında 2013 yılında yükseköğretimin büyümesine en fazla etkisi olan 4 ülke sırayla Çin, Hindistan, ABD ve Rusya olarak tespit edilmiştir. 2030’da yükseköğretim düzeyinde 300 milyon öğrenci olacağı tahmin edilmektedir.
Araştırmacılar son yıllarda uluslararası öğrenci sayılarında görülen artış eğiliminin devam edeceğini ifade etmektedir. Öğrencilerin tercihen yer değiştirmeleri bir yana, bilhassa iklim değişimi gibi yakın dönemde ortaya çıkan mücbir durumların bu akışı etkileyeceği söylenebilir. Bununla beraber, hareketliliğin genç ve yoğun nüfuslu ülkelerden yükseköğretimin gelişmiş olduğu ülkelere doğru gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Uluslararası öğrencilerin hangi bölgelerde kümelendiğine bakıldığında sırayla Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya’nın öne çıktığı görülmektedir.
Yükseköğretimin en önemli bileşenlerinden olan akademisyenler uluslararasılaşmada bir hayli belirleyici role sahiptir. Seggie ve Ergin’e göre (2018, s.12) uluslararası akademisyenlerin varlığı sürece birkaç yönden katkı sağlamaktadır. Öncelikle, hocalar aracılığıyla öğretim ve araştırmanın uluslararası düzeyde kalitesi artmakta ve çok kültürlü bir iklimin doğmasına zemin oluşmaktadır. Uluslararası akademisyenler; yerel öğrenciler, meslektaşlar ve halk ile kurdukları ilişki ve etkileşim sonucu doğal olarak kültür elçileri gibi hareket ederler. Politik olarak ise diplomatik kolaylaştırıcı pozisyonunda diplomasinin yumuşak gücü rolünü üstlenebilirler.
Türkiye’de uluslararası öğretim elemanlarının unvanlarına göre dağılımı incelendiğinde en küçük oranın araştırma görevlilerine, en büyük payın ise öğretim görevlilerine ait olduğu dikkat çekmektedir. Güncel olarak 2021-2022 döneminde uluslararası akademisyenlerin yüzde 6,6’sının profesör, yüzde 5,2’sinin araştırma görevlisi, yüzde 50,6’sının öğretim görevlisi, yüzde 30,9’unun doktor öğretim üyesi ve yüzde 6,5’inin doçent olduğu tespit edilmiştir. Uyruğa göre inceleme yapıldığında ise sırasıyla en çok İran’dan, ABD’den ve Suriye’den öğretim elemanı geldiği göze çarpmaktadır. Ayrıca, öngörülere bakılarak Türkiye’de görev yapan uluslararası akademisyenlerin genellikle yabancı dil öğretim görevlisi düzeyinde olduğu söylenebilir.
Uluslararası ortak üniversite kurma girişimleri bir diğer uluslararasılaşma çabası olarak yorumlanmaktadır. Bu süreçte Türkiye Cumhuriyeti diğer devletlerle ikili anlaşmalar yaparak ortak üniversite kurma adımları atmıştır. Bu kapsamda Galatasaray Üniversitesi, Türk Alman Üniversitesi, Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi, Türkiye Kırgızistan Manas Üniversitesi ve Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi örnek gösterilmektedir. Ayrıca, ODTÜ ve İTÜ’nün KKTC’deki kampüsleri ile SUNY programı tecrübesi önemli girişimler olarak değerlendirilmektedir (Çetinsaya, 2014, s.167).
Son olarak, eğitimde beynelmilel iş birlikleri kurulabilmesi için gereken en mühim donanımlardan birinin yabancı dil hakimiyeti olduğunun altını çizmek faydalı olacaktır. Türkiye’de İngilizce öğretiminin sistematik ve etkili bir çerçevede ilerlemesi, bu konuda hantal ve aksak bir yaklaşımın geride bırakılması düğümlenmiş noktaları çözmek adına anlamlı adımlardan biri olacaktır.
Kaynakça
Çetinsaya, G. (2014). Büyüme, kalite, uluslararasılaşma: Türkiye yükseköğretimi için bir yol haritası. Yükseköğretim Kurulu.
Seggie, F. N. ve Ergin, H. (2018). Yükseköğretimin uluslararasılaşmasına güncel bir bakış: Türkiye’de uluslararası akademisyenler. Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı.
YÖK. (2017). Yükseköğretimde uluslararasılaşma strateji belgesi -2018-2022. 6 Temmuz 2022 tarihinde http://www.yok.gov.tr/web/guest/yuksekogretimde-uluslararasilasma-strateji-belgesi-2018-2022 adresinden erişildi.
Not: Bu analiz yazısı İLKE Vakfı’nın Geleceğin Türkiyesinde Yükseköğretim raporundan hareketle kaleme alınmıştır.
Bu analizi paylaş