Türkiye’de son yıllarda okul öncesi kademesinde çeşitli dönüşümler yaşanmaktadır. Bireylerin sosyal, psikolojik ve akademik olarak sağlıklı bir şekilde ilerlemesinde okul öncesi eğitiminin (OÖE) önemi büyüktür. Bu dönemde edinilen bilgi ve becerilerin kalıcı olduğu bilinmektedir. Bunun yanı sıra eğitim ve sosyal yaşamlarında tecrübe edebilecekleri risk faktörlerine karşı koruyucu etken oluşturmaktadır. Aileler tarafından fark edilemeyen olası özel eğitim ihtiyacının da tespit edilmesini sağlamaktadır.
OÖE’nin eğitim hayatındaki önemi 5 yaşın zorunlu eğitim kapsamına alınmasına yönelik çalışmaları gündeme getirmiştir. Atılan adımlar neticesinde 5 yaş için okullaşma oranı artmış olsa da istenilen düzeyde değildir. Kurum sayısının yetersiz olması, eğitimin ücretli olması ve bu durumun ailelerin sosyo-ekonomik durumlarıyla doğru orantılı olarak değişkenlik göstermesi bu durumun nedenleri arasındadır. Bunun yanı sıra toplumun genelinde özellikle de ailelerin okul öncesi eğitimin gerekliliğine dair görüşleri de OÖE’de okullaşmayı doğrudan etkilemektedir. Türkiye’de OÖE’nin zorunlu eğitim kapsamında olmaması ulaşım ve hizmet sorunu olan dezavantajlı bölgelerde yaşayanlar için eşitsizliği de meydana getirmektedir. Bu anlamda birçok faktöre dayanarak OÖE’nin 5 yaşta zorunlu eğitim kapsamına alınması bakanlığın gündemine girmiştir.
Bu kapsamda hazırlanan 2023 yılı Cumhurbaşkanlığı 5 yaş net okullaşma oranı verilerine odaklanmak önemlidir. Bu grafikte okullaşma oranının %83’ten %90’a ulaşması, 5 yaşın zorunlu eğitim kapsamına alınması, yeni anaokulu ve anasınıflarının açılması, kırsal kesimde sınıf açılması için gereken 10 öğrenci koşulunun 5’e indirilmesi hedeflenmektedir.
Bu hedefe yönelik gelişmeler MEB Örgün Eğitim İstatistik verilerine yansımaktadır. Verilere baktığımızda öğrenci sayısı 2022 yılında %53 artarken, öğretmen sayısı %12, okul sayısı ise %18 artmıştır. OÖE’ de okullaşma oranında ki artışa katkı sunan Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı “Toplum Temelli Kurumlar” olarak nitelendirilen kurslar, belediye ve dernek kreşlerinde düzenli bir artış olduğu görülmektedir. Her iki grafikte yalnızca 2020-2021 eğitim öğretim yılı verilerinde düşüş gözlemlenmiştir. Görülen bu düşüş COVID-19 salgınından kaynaklanmaktadır. Sonuç olarak 2021-2022 yılında OÖE’ye katılan öğrencilerin neredeyse %7’si toplum temelli kurumlardan hizmet almaktadır. OÖE hizmeti veren kurumların %12’si ise toplum temelli kurumlardan oluşmaktadır. İlerlemenin sağlıklı bir şekilde devam etmesi için OÖE hizmeti veren devlet ve özel kurumların hizmet standardı sağlanmalı, eş değer şekilde denetlenmeli ve iyileştirmeler yapılmalıdır.
Türkiye’de genel çerçeve bu şekildeyken dünya geneline baktığımızda OECD ülkelerinin genelindeki okullaşma oranlarının oldukça gerisinde olduğumuz görülmektedir. OECD ülkelerinin 5 yaş için OÖE okullaşma oranı 2022 yılında %93 iken bu sayı Türkiye’de %83’tür (OECD, 2022). Okullaşma oranında OECD ülkelerinin gerisinde kalma nedenlerine değinmek önemli olacaktır. Özellikle OÖE maliyetinin yüksek olması, kurum sayısının ve öğretmen atamalarının yeterli olmaması etkili olmasıdır. Dahası ebeveynlerin okul öncesi eğitimin önemi ve gerekliliği hakkında yeterli bilgiye sahip olmamaları söylenebilir. Benzer bir durum OÖE harcamalarının yer aldığı grafiklerde de görülmektedir. 2019’da Türkiye’de okul öncesi eğitim için yapılan harcama 5075 ABD dolarıyken OECD ülkelerinde ise 9598 ABD dolarıdır (OECD, 2022). Enflasyon oranları da dikkate alındığında dolar bazında yapılan harcamalarda Türkiye yine OECD’nin gerisinde kalmıştır.
Son olarak okul öncesi eğitimde 5 yaşın zorunlu eğitim kapsamına alınması hedefine yönelik atılan adımların ivme kazanması gerekmektedir. 2022 Haziran okul/kurum sayısı ve derslik grafiğinden de anlaşılacağı üzere okul/kurum sayısında %84 oranında derslik sayısında ise %88 oranında artış olduğu görülmektedir. MEB’in 2023 yılında %90 okullaşma oranı hedefine yaklaştığını söylemek mümkündür. Gelişmelerin istenilen sonuca varması için aynı ivmeyle ve nitelikte devam etmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak OÖE’ye yönelik artan ilginin yanı sıra 5 yaş için okullaşma oranında artış gözlenmişse de istenilen ilerleme kaydedilememiştir. Bunun için yeterli sayıda okul, sınıf ve öğretmen istihdamı gereklidir. 5 yaşın zorunlu eğitim kapsamına alınması durumunda risk altındaki çocuklar için fırsat eşitliği sağlayacaktır. Sonraki eğitim kademelerinde sosyal, ekonomik ve psikolojik olarak erken müdahale imkânı sunacaktır. Annelerin işe dönmesini sağlayarak kadın istihdamına katkı sunacaktır. Aynı zamanda erken yaşta çocukları ekran maruziyetinden ve aşırı teknoloji kullanımından koruyacaktır.
Not: Bu analiz yazısı İLKE Vakfı tarafından yayımlanan Türkiye’de Zorunlu Eğitimde Dönüşüm: 5 Yaşın Zorunlu Eğitim Kapsamına Alınması adlı 54. politika notundan hareketle Zehra Yıldırım tarafından kaleme alınmıştır.
Kaynakça
OECD. (2022). Education at a glance 2022: OECD indicators. OECD Publishing, Paris, https://doi.org/10.1787/3197152b-en.
Bu analizi paylaş