Türkiye’de çalışma hayatını ilgilendiren konuların başında iş gücüne katılım ve iş gücünün nitelikleri bulunmaktadır. Türkiye’de genel olarak kurumsal olmayan sivil nüfusun iş gücüne katılımı ciddi bir biçimde düşüktür. Aslında iş gücüne katılımı yükselten tarım çıkarılıp tarım dışı katılıma bakıldığında bu oran daha da düşüktür. Bunda özellikle kadınların çalışma hayatına katılmaması, erken emeklilik, çalışma örüntülerinin emekliliği teşvik etmesi önemli etkenlerdi. Ancak kadınların eğitim düzeyinin yükselmesiyle birlikte çalışma hayatına ve istihdama daha fazla katılma eğilimi de kendisini göstermektedir. Bu da işsizlik ve istihdam üzerindeki en önemli baskılardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yıllara göre iş gücü verilerine bakıldığında, 15 yaş ve üstü çalışma çağındaki nüfusun 2011’den 2020’ye yüzde 15,96 artarak 62 milyon 579 bin olduğu görülmektedir. Bu veri, nüfus artışının ve çalışma çağındaki nüfusun artışının devam ettiğini göstermektedir. Ayrıca bu dönemde istihdama katılım da artış eğilimdedir. İstihdama katılım oranı 2011’de yüzde 47,41 iken 2019’da yüzde 53 olmuştur. Bunda muhtemelen köyden kente göçün tamamlanması, eğitim oranlarının artması, hane geçim standartlarının yükselmesi gibi etkenler rol oynamıştır. Ancak 2020 yılı, bu eğilimin aksi bir seyrin gerçekleştiği ve son on yıllık kazanımın geriye gittiği bir yıl olmuştur. Şekilde görüldüğü üzere 2020 yılında istihdama katılım ciddi bir biçimde gerilemiştir. İşsizlik oranı da düşünüldüğünde kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfusun neredeyse 3’te 1’den biraz fazlasının istihdam edilebildiğini söylemek mümkündür.
2020 iş gücüne katılımda ciddi kaybın olduğu bir yıl olarak gözükmektedir. Önceki yıl iş gücü 32 milyon 549 bin iken 2020’de bu rakam 30 milyon 873 bine düşmüştür. Çalışma çağındaki nüfusun 1 milyon 110 binlik artışına karşılık, neredeyse bir o kadar kişinin iş gücü piyasasından çıkış yaşadığı görülmüştür. 2020’de istihdama dâhil olmayan nüfus, bir önceki yıla göre 2 milyon 786 bin kişilik bir artış göstermiştir. 2014 yılında iş gücüne katılan nüfus, iş gücüne dâhil olmayan nüfusu geçmişken 2020 yılında tekrar bu durumun tersine döndüğü görülebilmektedir.
İş gücünün cinsiyete göre dağılım oranları incelendiğinde, kadın oranları erkeklerin oldukça gerisinde kalmaktadır. 2011 yılında erkeklerde iş gücüne katılım oranı yüzde 70,5 iken kadınlarda bu oran yüzde 28,3’tür. 2020 yılına geldiğimizde erkek iş gücüne katılım oranı bir önceki yıla göre düşerek yüzde 72,4 olmuştur. Benzer şekilde kadın iş gücüne katılım oranı da bir önceki yıla göre düşerek yüzde 33,9’a gerilemiştir. İş gücünde yaşanan kaybın ve kadın oranlarında yaşanan kısmî iyileşmenin yanı sıra iş gücüne katılımda cinsiyetler arasında ciddi bir eşitsizliğin olduğu göze çarpmaktadır. Bu durum istihdam sağlanarak kadınların iş gücüne dâhil edilmesi gerekliliğini göstermektedir.
İş gücünün sektörel dağılımı, çalışma yaşamı hakkında en yalın ve doğrudan bilgi verebilecek veridir. Bu anlamda son kırk yılda Türkiye’de iki kattan daha fazla bir artış gösteren hizmetler sektörünün çok büyük bir atılım yaptığı dikkat çekmektedir. Tam tersi bir eğilim ise daha büyük oranlarda tarımda söz konusudur. Türkiye toplumunun iş gücü 1980’lerden bu yana yoğun bir şekilde tarımdan hizmete geçiş yaşamıştır. 1980’de çalışan iki kişiden biri tarımla uğraşırken bu oran bugün yüzde 17,59’a düşmüş ve buna mukabil hizmet sektöründeki iş gücü oranı ise yüzde 56,17’ye çıkmıştır. Bu anlamda Türkiye ekonomisinin sanayi sonrası bilgi ve hizmet ekonomisine doğru evrimi devam etmektedir.
Bölgelere göre iş gücüne katılım oranları incelendiğinde, İstanbul 2014 yılından 2020 yılına kadar en yüksek iş gücü oranına sahip olmuştur. Iş gücüne dâhil olacak nüfus ve kent imkânları göz önüne alındığında bu beklendik bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak İstanbul’da iş gücüne katılım oranı bir önceki yıla göre 4,9 puan azalarak yüzde 52,6’ya gerilemiştir. 2020 yılında iş gücüne katılım oranlarında bir önceki yıla göre bütün bölgelerde ciddi bir azalma görülmektedir. En düşük kayıp 1,9 puanla Kuzeydoğu Anadolu bölgesinde yaşanmıştır.
İş gücüne dâhil olmayanların iş gücüne dâhil olmama nedenleri incelendiği zaman, ev işleriyle meşgul olma, 2014 yılından 2020 yılına kadar en yüksek orana sahip olmuştur. Ev işleriyle meşgul olanların tamamı kadınlardan oluşmaktadır. Burada kadınların iş gücüne katılımının az olma sebebi olarak, atfedilen toplumsal cinsiyet rollerini görmek mümkündür. Ancak kadınları iş gücüne dâhil etmek sürdürülebilir bir kalkınma için zorunludur. 2020 yılında diğer sebeplerle iş gücüne dâhil olamama oranı artmıştır. Diğer sebeplerle iş aramayıp çalışmaya hazır olanların oranı ise 2020 yılında bir önceki yıla göre 3,3’lük bir artışla yüzde 9’a yükselmiştir. Önemli bir artış, iş bulma ümidi olmayanlarda da meydana gelmiştir. İş bulma ümidi olmadığı için iş aramayıp, çalışmaya hazır olanlar, 2020 yılında bir önceki yıla göre 2,15 puan artarak yüzde 4,32 oranına erişmiştir.
Türkiye, yoğun bir şekilde tarımdan hizmetler sektörüne geçiş, iş gücündeki gelişmelere karşın bunu karşılayacak istihdamın oluşturulamaması, kadınların düşük oranda iş gücüne dâhil edilmesi ve eğitimle edinilen niteliklerin iş gücü piyasalarında amacına ulaşamaması gibi ekonomik kalkınmayı olumsuz etkileyecek göstergelere sahiptir. Yeterli istihdam sağlanamadığı için iş piyasasında nitelik sağlayan eğitime verilen önem azalma riski taşımaktadır. Çünkü ülkemizde nitelikli iş gücünü karşılayacak istihdam sağlanamamaktadır.
Bu analizi paylaş