Gelir eşitsizliği, sermaye birikimi ve tekelleşmesi, servetin adaletsiz dağılımı başta olmak üzere küresel kapitalist sistemin beraberinde getirdiği birçok tehdit tüm dünyada ve ülkemizde yoksulluğu ve biçimlerini gitgide derinleştirmektedir. Dezavantajlı olarak addedilen, sosyal ve ekonomik kaynaklara erişimi daha kısıtlı grupların bu yoksulluğu daha kesif bir şekilde deneyimledikleri görülmektedir. Yaş, cinsiyet, etnik köken- bilhassa ulus devlet düzeninde-, sınıfsal konum, eğitim dahil birçok unsur yoksulluğun şiddetini belirlerken; tüm bu değişkenlere bağlı olarak ilgili literatürde yaşlı yoksulluğu, kadın yoksulluğu, çocuk yoksulluğu gibi alt boyutlardan bahsedilmeye başlanmıştır.
Bu bağlamda “yoksulluğun kadınlaşması” tezinin öncüsü Diana Pearce, ABD’de 1950’den 1970’lerin ortalarına kadar kadınların iş gücüne katılımlarının artmasına rağmen ekonomik statülerinin düşmesini temel alarak argümanını geliştirmiştir. Bahsedilen dönemde ülkede 16 yaşın üzerindeki yoksul nüfusun neredeyse üçte ikisinin kadın olduğunu tespit eden Pearce, devletin bekar ve boşanmış kadınlara yeterli desteği sunamadığını öne sürmüştür (McLanahan ve Kelly, 2006, s. 127).
Türkiye’de kadın yoksulluğunu ortaya çıkaran toplumsal ve iktisadi arka plana baktığımızda iç içe geçmiş ve neredeyse kronikleşmiş bir eşitsizlik sarmalı karşımıza çıkmaktadır. Kadınların aleyhine işleyen toplumsal cinsiyet kodları bu noktada cinsiyetler arası adaletsiz bir zemin meydana getirmektedir. Kayıt dışı istihdamın çoğunluğunu oluşturmaları, aynı işi yapsalar dahi erkeklerle aynı ücrete erişememeleri, yönetici pozisyonlarında ve karar alma mekanizmalarında yer alamamaları kadınların iş gücü piyasasında ikincil bir konuma itilmesine yol açmaktadır.
Tüm bu faktörler neticesinde temel gelire erişim sağlamada yaşadıkları engeller Türkiye’de kadın yoksulluğunun esas belirleyeni olagelmiştir (Ünlütürk Ulutaş, 2009, s. 28). Yaşlı ve çocuk bakımı dahil ev içi rollerin neredeyse tamamını yüklenmek zorunda kalan kadınlar, iş gücü piyasasına ya hiç girememekte ya da girseler dahi enformel ve güvencesiz işlerde istihdam edilmektedir. Örneğin evde boncuk dikimi, paketleme, yapıştırma işleri veya bakıcılık, gündelikçilik yapan ve çok büyük bir oranda sosyal güvencesiz çalıştırılan kadınlar, yaşlılık dönemlerinde emeklilik aylığı dahil birçok temel sosyal yardımdan faydalanamamaktadır.
Türkiye’de 2010-2020 seneleri arası bireylerin esas iş gelirleri cinsiyet bazında incelendiğinde kadın ve erkeklerin gelirleri arasında istikrarla süren bir fark göze çarpmaktadır. Buna göre, cinsiyetler arası makas 2010’dan 2020’ye daha da açılmış ve söz konusu fark 3,2 binden 9,8 bine çıkmıştır. Benzer şekilde, parasal kazancı olmayan kişilerin oranlarına bakıldığında da kadınların yüzdesinin erkeklerin yüzdesinden hep daha fazla olduğu görülmektedir. 2010’da parasal kazancı olmayan kadın ve erkeklerin oranlarının farkı yüzde 25,6 iken, 2020’de bu sayı yüzde 2,6’ya düşmüştür. Her ne kadar azalış gösterse dahi farkın devamlı mevcudiyeti “yoksulluğun kadınlaşmasının” bir diğer açıklaması olarak görülebilir.
TÜİK’in yalnızca mutlak yoksulluk sınırının altında kalan bireyleri yoksul saydığı ölçüme göre (Uğur, 2017, s. 176) 2002-2009 yılları arası her sene için yoksul kadınların oranı erkeklerin oranından daha fazladır. Bununla beraber, yoksulluk oranlarının hem kadın hem erkekler için yıllar içerisinde azaldığı görülürken, cinsiyetler arası fark 2002’de 0,4 iken 2009’da 1,9’a çıkmıştır. Bu tablo en güncel verilere işaret etmiyor olsa da Türkiye’de kadın yoksulluğunun gidişatına ilişkin bilgi taşıması açısından önemlidir. Ayrıca, kadınların kazançlarını idare ve yönetme biçimleri de cinsiyet örüntülerinden bağımsız gelişememektedir. Örneğin hanenin maddi sıkıntı yaşadığı noktalarda kadının geliri daha çok müdahaleye açık hale gelmekte, kadınların birçok tüketim harcamasından tasarruf ederek daha “fedakâr” davranmaları beklenmektedir.
Sonuç olarak, birçok yoksul kadının hane bütçesine destek sağlamak amacıyla elde ettikleri gelirin denetimine sahip olamaması, ailelerin ekonomik darlık dönemlerinde okul masraflarını kısmak için öncelikle kız çocukların eğitiminden vazgeçmesi dahil bir dizi mahrumiyet kadınların yoksulluk deneyimlerini daha şiddetli hale getirmektedir.
Kaynakça
Ulutaş, Ç. Ü. (2009). Yoksulluğun kadınlaşması ve görünmeyen emek. Çalışma ve Toplum, 2(21), 25-40
Demirel, E. ve Uyanık, F. (2020, 2 Ekim). COVID-19 will widen poverty gap between women and men, new UN Women and UNDP data shows. 5 Mayıs 2022 tarihinde https://turkey.un.org/en/89555-covid-19-will-widen-poverty-gap-between-women-and-men-new-un-women-and-undp-data-shows adresinden erişildi.
McLanahan, S. S. ve Kelly, E. L. (2006). The feminization of poverty. Handbook of the Sociology of Gender (ss. 127-145) içinde. Springer.
Bu analizi paylaş